27 Ekim 2012 Cumartesi

Hiç Bilenle Bilmeyen Bir Olur mu?*

Kerem KAYMAZ


Peki ya gerçekten bir anlamı yoksa? Şunu demek istiyorum bu kadar yıprandıktan ve elekten geçtikten sonra elde edilen özün ya hiçbir anlamı, ifadesi yoksa ne yapacağız o halde? Tahmin edeyim bir boşluk, en başta herşeyi içine alan bir karadelik, tüm umutsuzluğun simgesi bir hüsran çukuru. Biraz beklediğimizde yeni birşeyler... evet gerçekten farklı hatta ruhumuza yaşam ümidi veren bir enerji gelecek. Etrafınıza baktığınızda aslında bunu kendi zihniyetinizin oyunu olduğunu zairi mevzuların saplantısıyla yaşadığınızı gerçekte akıp giden bir hayat olduğunu fark edeceksiniz. Tüm yavşaklığıyla sünepe sistemlerin piyonluğu rolü artık yeni itikadımız olacak. Yaşamak herşeyiyle, bilinçsizce yemek, içmek, gezmek, eğlenmek, aşık olmak... hayat artık bireyseldir, günlüktür ta ki ölene dek. İşte tüm bu anlattıklarım katmerli sınav sisteminden geçmiş bir öğrencinin üniversitenin bedbahtlığındaki naif yol hikayesi.

171 Üniversitede milyonlarca okuyan genç, bir toplumun yüksek tahsilli cehalet timsalleri olmak için bekleyen milyonlarca heyecanlı yürek "neden?" sorusunu hayatlarında kullanma kabiliyetine niçin erişememiştir? Bizi bundan men eden durum nedir veyahut kişiler kimdir? Çok soru sormam yazımı soru işaretlerinin cenneti yapıyor değil mi? Sormak ve sorgulamak deyimlerini lugatından silen bir ülkenin yetişmekte olan genç nesline tabi öğretisiz,retçi ve bilhassa kendine münhasır isyankar üyesi olan bendeniz bununla gurur duymakta ve şunu belirtmekteyim: Soracak sorularım haricinde bir şeyim yok . Bilmiyorum! Reddediyorum bilmeyi böylelikle en başta ahkam kesecek şeytanı başımdan kovuyorum sonra da mevcut zincirlerimden, kalıplarımdan sıyrılıyorum.Geliyoruz burdan ünlü klişe sözümüze: "Bir şey biliyorsam o da hiçbir şey bilmediğimdir." Elimden gelse her duvara büstlerin yanına her ders kitabına farz-ı kifaye bu cümleyi yazdırırdım. Nitekim sloganların kirlettiği duvarları hürriyetine kavuşturmanın da tek yolu budur ama kudretimiz buna yetmez , malesef haddimiz bilinmelidir en başta büyüklerin sözleri vardır. Sonra toplum,ideoloji,din ve de herşeyiyle durur karşımızda kudretli putlarımız. Kutsaldır değerlerimiz, yitirilmemelidir asla! Malumunuz ki değersiz toplum yok olur. Peki değersiz bir toplum tarihte olmuş mudur? Olup olmadığı bilinmeyen bir yargıya netlik nerden gelir? Sakın bu değer dediklerimiz altında ezildiğimiz sistem çarklarının dişlileri olmasın? Bürokrasi, adaletsiz adalet, sorgusuz ezbere eğitim, ideolojik hayat öğretileri, ezbere din anlayışı... Bu kadar bilmiş, okumuş varken bana öğretilenleri bilmek istemiyorum ve sorguluyorum. Maksadım cehaletin paha biçilemez hazzını yaşamak .

Fazla soru baş ağrıtır mevcut durumda bu yazıyı buraya kadar okuyup halen "Ne saçmalıyor bu? Anarşist! Ukala! Hem bilmiyorum diyor hem de yargılıyor peh!" demediyseniz bu ya migren kriziniz dolayısıyla düşünememenizden veyahut gerçekten benim gibi soru sormayı özleyen birisi olmanızdan kaynaklı. Kendince yaşayabilmenin, eleştirme bilincine varmanın zorluğu Nietzsche'nin uyarısıyla anlaşılabilir: "İyiler kendi erdemini kendisi bulan kişiyi çarmıha germek zorundadırlar!"


-* Kur'an-ı Kerim , 39,Zümer,9