23 Mart 2013 Cumartesi

Bir Fincan Kahvenin Kırk Retweet Hatırı Vardır

Esin ENGİN
BİR FİNCAN KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VARDIR.
HER FACEBOOK KULLANICISININ ONLARCA ‘ARKADAŞI’ VARDIR.
Geçen cuma, okulumdan yurda dönerken İstanbul trafiğinin azizliğine uğradım. Trafik ışıklarını hesaba katarsak yol kırk beş dakika sürmekte lakin ben tam iki buçuk saat sonra yurduma varabildim. Trafik çilemi sizinle paylaşmamamın sebebi ‘sosyal iletişimsizliğimizi’ anlatmak istemem. Otobüse bindim, Eminönü’nden Karaköy’e geçerken olanlar oldu ve trafik durdu. Ben de aldım telefonumu elime; Tweet’ler attım, Facebook’tan videolar paylaşıp durum güncelledim. Sonunda beklediğim durak geldi, otobüsten indim ve iki buçuk saat boyunca hiç konuşmadığımı fark ettim. Fakat ne paylaşımcıydım, ne konuşkandım sanal âlemde… Size İstanbul’dan onlarca kilometre uzakta oturan arkadaşımın hangi restoranda yemek yediğini söyleyebilirdim fakat yanımda oturanın kıyafetinin rengini hatta cinsiyetini söyleyemezdim.

Peki, nedir bu sosyal platformdaki çılgınlık? Bu sitelerde kaç kişi paylaşım yapıyor, kaç kişi yazıp çiziyor? En gözde paylaşım sitesi olan Facebook’un dünya üzerindeki kullanıcı bilançosu şöyle:

· 600 milyondan fazla üye
· %50’den fazlası her gün düzenli olarak çevrimiçi olmakta
· Ortalama her kişinin arkadaş sayısı: 130
· Facebook’ta her ay 700 milyar dakikadan fazla harcanmakta (1)

Bu oranı ‘biz bize kaç kişiyiz?’ sorusuna indirgersek verilere göre; Türkiye’de şuanda toplam 32 milyon 438 bin Facebook kullanıcısı var ve ayrıca Facebook mobil kullanıcıları, toplam kullanıcıların yarısına yakın bir rakama sahip.(2) Bu rakamlara dayanarak 21. Yüzyılın iletişim çağı olduğu kanısına pekâlâ varabiliriz. Peki, bu iletişimin ne denli derin ne denli içten olduğunu sorguluyor muyuz? Yoksa kendi buhranlarımızı uzak yakın demeden onlarca ‘arkadaşımıza’ bir video yahut oradan buradan alıntı, şairi belli olmayan şiirlerle mi paylaşıyoruz?

Evet; Facebook, Twitter ve MySpace’de çok paylaşımcıyız, çok açık sözlüyüz. Peki, hayatımızın sanal olmayan kısmında bu kadar cesur, bu kadar bonkör müyüz? Eskiler, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olduğunu söylerdi. Şimdi ise biz, ‘Yan komşuya kahve içmeye gidiyorum.’ demeyi unuttuk. Belki de yan komşumuzun yüzünü hiç görmedik. ‘Bilmem kim beni takip ediyor.’ ‘Şu kadar kişi fotoğrafımı beğenmiş.’ ‘Falanca kişi arkadaşlık isteğimi kabul etmiş.’ derken yolda, asansörde ve kuyrukta selam vermeyi unuttuk.

Bir fincan kahve içecek dostlar bulmanız dileğiyle…