4 Mart 2013 Pazartesi

Oksijenini Topraktan Alan İnsanlar

Ezgi DEMİR
Toprağın geçmişi insanlık tarihinden de önceye dayanmaktadır. İlk insanın ismini İbranice karşılığı “ADAM”ın İbranice 'ADAMA' toprak kelimesinden türetildiği ve bir çok inanışa göre de insanın topraktan yaratıldığı düşünülürse, toprak insanın hayatında sandığından daha önemli bir yer kaplamaktadır. Peki insan toprağın önemini ilk ne zaman keşfetmiştir? Avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik hayata geçtikten sonra mı? İnsanın tabiatını düşündüğümüzde kendisine fayda sağlamayacak işine yaramayacak bir şeye gözü kapalı olan insanın toprağı sahiplenip kendini ona adaması yerleşik hayatla başlamıştır diyebiliriz. İnsan o günden sonra topraktan ayrılamaz olmuş bir çok alanda kendini toprağa göre planlamak zorunda kalmış hatta toprak sayesinde bir çok medeniyetsel gelişime de imza atmıştır. Mısırlıların ilk güneş takvimini bulma nedeni, Nil Nehri’nin taşkınlarının ön görülüp verimli arazinin kontrollü sulanma isteğidir. Daha sonraki medeniyetler de toprağın işlenmesi ve tarımsal üretimin devamlılığı için birçok politika uygulamıştır. Bu tarımsal üretime geçiş arkasından ticareti getirdi ve ticaretin gelişimi ile üretime, üretecek insana, toprağa ve en önemlisi bu üretilenlerin satılacağı daha çok pazara ihtiyaç duyuldu. Ülkelerarası ticari rekabet ve sömürü başladı.

Doyumsuz insan elindeki bilineni tüketince bilinmeyen; ama var olanı bulma arayışına geçer. Amerika Kıtası’nın keşfine de temelde bu neden itmiştir. 14. yüzyılın sonlarına doğru Portekiz ve İspanya öncülüğünde Batı Avrupa okyanuslara açılmaya başlar. Batı Avrupalıları denizcilikte gelişmeye ve keşif yolculuklarına çıkmaya zorlayan neden, Osmanlı’nın İstanbul’u alması ve Doğu Akdeniz’de hakimiyet kurması ile Doğu’nun zenginliklerine ulaşılması için yolları kapanan tüccar sınıfıydı. Cenovalı Colomb’un batıya giderek doğuya ulaşma hayali de bu ortamda ortaya çıkar. Colomb bu düşüncesine uzun bir zaman destek aramış; Portekiz tarafından reddedilmiş, İspanya’dan da olumlu cevap alabilmek için yıllarca beklemiştir. Böylece Colomb İspanya sarayının desteğiyle Hindistan’a doğru batıdan yola çıkar; fakat ulaştığı yer Amerika Kıtası’ndan başka bir yer değildir. Colomb kıtaya ulaştığında binlerce yerli katledilip, değerli madenler uğruna kıtanın doğal yapısı tahrip edilip; bütün kıta ve yerliler Avrupa’nın merkantalist ve Hıristiyanlığı yayma emellerine kurban gitmiştir. Hepimizin inanç hipnotizmi altında gözümüzü kapadığımız gibi Avrupalı kaşiflerde(!) Hıristiyanlık ve onu yaymak için ellerinden geleni yapıyor halka yaptıklarını Hıristiyanlık adına haklı ve gerekli buluyorlardı.

Hernan Cortez’ in Aztek topraklarını işgali de kıta keşfinin ürünüdür. Bugünkü Meksika topraklarının işgal süreci o zamandan başlamıştır. İspanya adına Aztek topraklarını talana başlayan Hernan, İmparator II. Montezuma’yı kendisine ödeneceği fidye karşılığı serbest bırakacağı sözüyle rehin almış, yerlilere ülkenin dört bir yanından, özellikle tapınaklardan binlerce altın eşya ve sanat yapıtını getirtmiş, onları dağ gibi yığıp taşınması kolay olması için eritip Avrupa’ya para olarak göndermiştir. Sonucunda tabi ki de II. Montezuma sertbest bırakılmayıp aksine yargılanıp dinsizlikten ölüme mahkum edilmiştir. İmparatorun son arzusu olan inançlarına uygun şekilde öldürülme arzusu da yerine getirilmemiş İspanyol geleneklerine göre öldürülmüştür. Hıristiyan olmayan bir adamın ne gibi bir inancı olabilirdi ki onlara göre? Yerli halk zulme maruz kalmış köklü Aztek-Maya uygarlığından talan sonucuna geriye çok az bir iz kalmıştır. Kıtaya ve Meksika topraklarına Avrupalıların sömürüsü yüzyıllar boyunca sürmüş, yerli halk da artık yavaş yavaş militanist direniş örgütleri kurmaya başlamıştır. 19.yüzyılda kıtada İspanyollara ve Portekizlilere karşı bağımsızlık savaşları verilmiştir. İşin ilginç yanı bu direnişlerin öncüleri de, aileleri Portekiz’den, İspanya’dan gelip buraya yerleşen Güney Amerika doğumlu kişilerdi. Venezüellalı Simon Boliver buna güzel bir örnektir. 20.yüzyılın başlarına kadar Avrupalıların egemenliği kıtada sürdü. Ta ki ABD; İngiltere, Fransa, İspanya’ya rakip olmaya başlayana kadar. ABD 19.yüzyıldaki Latin Amerika’daki sömürgeciliğe karşı direnişlerin bir çoğunu destekledi ve böylece ABD Latin Amerika’daki özgürlüğün temsilcisi olmuş yine her zamanki gibi özgürlük, çağdaşlık timsalliğini başarı ile yerine getirmiştir. Bağımsızlığını ilan eden bir çok Latin Amerika ülkesi gibi Meksika’yı da tanımış ve elçilikler kurmuştur. Artık Latin Amerika Avrupa kamburundan kurtulmuş bu defa da ABD’nin arka bahçesi olma görevine nail olmuştur. Diğer kıta ülkeleri gibi artık Meksika’nın da kaderi ABD’nin çıkarlarının elindeydi.

1910 yıllındaki ABD gölgesindeki Meksika’ya baktığımızda durumun pek de iç açıcı olduğu söylenemezdi. Halkın büyük çoğunluğunun tarımla geçimini sağladığı ülke, hacienda adı verilen büyük malikanelerle kaplıydı. İşin iç açıcı olmayan kısmı ise, iş gücünü büyük çoğunluğunu, borçlandırılıp toprağı elinden alınan köylünün borcu ödenene kadar çalışması karşılıyordu; fakat bu borçlar hiç bitmiyor katlana katlana büyüyerek köylüyü o hacienda sahibine bağlıyordu. Hacienda sahipleri ve hükümet iş birliği yaparak köylülerin ellerinden topraklarını alıyor ve köylünün emeği ile ABD’nin 1907 yılı New York borsa krizini sübvanse etmeye çalışıyordu. ABD’nin Meksika siyasal yaşamı üzerindeki etkisi, istediği an istediği kişiyi hükümet yapacak güce sahip olması baştaki hükümeti ABD’yi sübvanse etmeye mecbur bırakıyordu.

Morelos Eyaleti de bu baskı altında ezilen bir Meksika eyaletiydi; fakat bu eyaletin şansı topraklarında Emiliano Zapata gibi bir devrimciyi yetiştirmesiydi. Zapata babasından kalan çiftliği yöneten, hacienda işçilerine göre belli bir ölçü de daha bağımsız biriydi; fakat bu bağımsızlığı onun adalet için toprağı ellerinden alınan yurttaşlarına destek olmaya engel değildi. Zapata kendi köyü olan Anenecuilco’da ; görevi, topluluğun çıkarlarını korumak olan köy savunma komitesi başkanlığına seçilmiş, yürürlükteki hukuk kurallarına göre köylülerin haklarını savunmuş; fakat olumlu bir geri dönüş olmayınca, iki defa hacienda topraklarını işgal edip köylüler arasında paylaştırmıştır. Kan dökmeden yapılan bu iki deneme şüphesiz ki başarısız olmuştur.

Bu geçiş döneminin sert mi yumuşak mı olacağı en başından belliydi otuz yılı aşkın süredir diktatörlükle yönetilen bir ülkenin halkının emeline ulaşmasının yumuşak olacağı beklenemez. Zapata’yı silahlı eyleme geçecek cesareti veren de hacienda sahibi bir babanın oğlu olan Francisco Madero’nun baş kaldırısıydı. Zapata’yı bu baş kaldıraya çeken ise Madero’nun devrim planındaki kanunsuz yollarla ellerinden alınmış toprakların küçük çiftçilere geri verilmesini öngören bir madde barındırmasıydı. Zapata kendine katılacak taraftarları toplayıp; Madero ile irtibata geçtikten sonra Morelos’da devrimi başlattı. Madero Zapata’nın da desteği ile devrimi gerçekleştirmiş, Diaz hükümetini devirmişlerdi. Yeni, insana ve toprağa daha saygılı bir hükümet gelmişti; fakat bu hükümet de pek uzun ömürlü olmadı Madero’nun iki hatası vardı; toprak devrimcileri açısından bakıldığın da Madero, ekonomik reformlara el atmadan önce ülkede barışı sağlamak istiyordu bu isteğinde iç düzeni sağlamak açısından çok haklı olsa da bunun çözümünün ekonomik reformdan geçtiğini göremiyordu. Ayaklanan halk zaten ekonomik düzensizlik, ellerinden alınan topraklar sonucunda böyle bir baş kaldırıyı gerçekleştirmişti. Madero’nun bir diğer hatası ise devrimi sadece siyasal açıdan benimsemiş olması, Diaz hükümetinin bürokrasisinin ve federal ordusunun hala ayakta duruyor oluşuydu.

Federal ordunun Madero’dan bağımsız hareketleri ve Zapata’ya olan sert tutumu, Zapata’yı Madero’nun silah bıraktırma isteğinden uzak tutuyordu. Madero’nun ekonomik reformları geciktirmesi ise Zapata birliklerini yeni bir baş kaldırı için sürekli tetikte bırakıyordu. Anlaşılacağı üzere bu huzursuzluk ve tehditler altında Madero hükümeti çok uzun sürmedi ve federal ordu subaylarından biri olan Huerta tarafından 1913 yılında devrildi ve öldürüldü. Huerta eski rejimi destekleyen dikta bir rejimle başa geçmişti. Bunun üzerine yönetiminde engel istemeyen Huerta Zapata ile görüşmeye çalışsa da bunda başarılı olamamıştır. Bunun nedeni hem Zapata’nın istediğini almadan başka uzlaşmaları kabul etmemesi hem de Huerta’nın toprak ağalarına dayanan hükümetinin devrimcilerle çıkar çatışmasına düşmesi uzlaşmayı engellemiştir. Uzlaşmaya varılamayınca Huerta, Morelos’u yakıp yıkmaya başlamış bir çok askeri birliği güneye Morelos’a sevk etmiştir. Zapata birlikleri bu ağır baskıya dayanamamış büyük çoğunluğu Morelos dışına sürülmüştür.

Huerta’nın Zapata Birliklerini Morelos’tan dağıtması başkaldırı ateşini güneydeki diğer eyaletlere yaymıştı; çünkü dağılan birlik komşu eyaletlerde faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Bu faaliyetler etkisini göstermiş, güneydeki eyaletler düşmüştü. Kuzeyden de Anayasacılar’ın ve Panço Villa’nın birlikleri ileriliyordu. Huerta’yı devirecek birlikler bu kadar emin adımlarla ilerliyor gibi gözükse de, beklenen devrim çabuk gerçekleşmemişti. Bunun nedeni Villa’nın ve Anayasalcı Carranza’nın birlikleri arasında bir ayrılık baş göstermiş, Zapatacılar da zaten güneyde ayrı bir birlik olarak bulunmaktaydı hal böyle olunca üç tane farklı kuvvet ortaya çıkmış oldu. Zapata kendini Villa’ya daha yakın görüyor, Carranza’ya pek güvenmiyordu. Carranza, Huerta’nın devrilmesini ve bir anayasa hükümeti kurulmasını istiyordu; fakat ne siyasi ne sosyal ne de toprak reformu konusunda net bir tutum sergilemiyor bu da Zapata’ya gerekli desteği sağlamak için gerekli güveni vermiyordu. Carranza bu güvensizliği boşa çıkarmamış, diğer devrim liderlerinin fikrini almadan Meksiko’yu işgal etmiş, fedaral birliklerle anlaşmaya geçmiş ve artık Zapatacı birliklerin karşısında çatışmaya federal ordu yerine Carranza birlikleri geçmiştir. Carranza yönetimi,bu iki liderle de hiç bir şekilde uzlaşamamıştır. Zapata ile bir çok kez irtibata geçse de Zapata’nın istediği gibi bir toprak reformuna yanaşmayacağı açıktı. Zapata ve Villa birlikleri birleşerek Meksiko’yu işgal etse elde tutsa da Carranza ABD’nin desteği ile bu güçleri geri püskürtmüştür. 1919 yılında da uzlaşma çağrısı ile görüşmeye çağırdığı Zapata’yı pusuya düşürüp öldürtmüştür.

Zapata’yı halkın gözünde bu kadar önemli yapan, aradan bir asır geçmesine rağmen Meksika halkı için onu unutturmayan neydi diye insan düşünmekten kendini alamıyor. Zapata’yı insanların gözünde bir halk kahramanı yapan şey inandığı şey uğrana sonuna kadar gitmesi ve bu konuda kendinden asla taviz vermemesidir. Madero’nun anlaşmazlıkları karşısında, bu sevdadan vazgeçmesi için Zapata’ya Vera Cruz eyalaetinde bir hacienda verilmesini teklif etmiş, Zapata bu teklifi şiddetle reddetmiştir. Bunun gibi birçok örneği daha gerek Huerta zamanında gerekse Carranze zamanında geri itmiştir. Zapata köylünün içinden geldiği için köylüyü neyin memnun edeceğini gayet iyi bilen bir liderdi. Yaptığı çalışmaları köylüyü memnun edecek, refaha ulaştıracak noktalar üzerinde geliştiriyordu.Yayınladığı Ayala Planın’da devriminin amaçlarını hedeflerini açıklamıştır. Zapata’nın hedefi kesinlikle bir komünizm değil reformları, liberal-burjuvazi ve anti emperyalist içerikliydi. Liberal-burjuvanın özü; özel mülkiyeti geniş temele oturtmak, kuvvetler ayrılığına ve kişisel haklara dayanan hükümet biçimini yerleştirmek isteği ile belirmiştir. Zapata’ya göre küçük mülkiyet sahipleri özel mülkiyet hakkı ile var olacak kendi hak ve çıkarlarına sahip olacak; fakat üretim ve işleme açısından bu küçük mülkiyet sahipleri kooparatif adı altında bir çatıda toplanacaklardı. Bu da toprak sahiplerinin bir bütün olarak sistem içinde erimekten kendilerini koruyacaktı.

Zapata o zaman için bu emelin de tam başarıya ulaşamadı bunun en büyük nedenlerinden biri işçiler ve köylülerin bir araya gelememesidir. Bunu başarsaydı arkasında çok daha büyük bir kuvveti ve manevi açıdan da daha bağlı bir çok grubu içinde barındıracaktı. İşçiler ve köylüler ilk başta Madero’nun sonra da yine aynı taktikle Carranza’nın iki grubu birbirine düşürme oyununa kurban gittiler birbirlerinin hedefinin gayesinin aynı olduğunu anlayamadılar ki Zapata işçilerin desteğini kazanmak istediğini de sık sık dile getirmiş yayınladıkları bildirilerde işçi sorunlarına da değinmiştir. Zapata’nın desteği sadece köylü kesimi ile sınırlı kaldı. Kimi köylü, gönüllü isteyerek Zapata’ya katılmış, kimi kırk satır mı kırk katır mı federal ordu tarafından zorla askere alınmaktansa devrime katılmayı tercih etmiş. Köylünün bildiği bir şey var ise o da toprakları onlar için hayati önem taşımakta ve topraksız hiç olduklarıdır. Bu söz onların bakış açısını en iyi şekilde yansıtıyor "Denizde yaşayan balık değiliz; havada yaşayan kuş değiliz; toprakta yaşayan insanız." Zapata’nın planı sadece Meksika için değil topraksız kalan tüm insanlık için geçerliydi. Zapata bugün ölse de fikirleri hala o topraklarda yaşamaktadır. Zapata’nın ölümü ile ilgili de okuduğum kaynaklarda pusuya düşürülerek öldürüldüğü yazılsa da, o zamanın devrim tanıkları,gazileri ile yapılmış olan röportajlar da büyük bir çoğunluğu onun öldürüldüğüne kesinlikle inanmak istemiyor; bir kısmı Arabistan’a kaçtığını bir kısımı ise -bu kısım ona topraklarını bırakıp başka bir yere kaçmayı kesinlikle yakıştıramayan kısım- onun dağlara gizlendiğini düşünüyor amma velakin bu inanışlar sadece halkın devrimin tanıklarının ona öyle bir ölümü yakıştıramamasından kaynaklanan söylemler, inanışlardır. Demin de söylediğim gibi Zapata ölse de fikirleri, devrimci ruhu hala o topraklarda yeni zapatistalar Emiliano’unu yolundan ilerlemektedir. Bazen ölü bir adam korkunç bir düşman olabiliyor.

KAYNAKÇA:

Özbudun, Sibel: LATİN AMERİKA’DA İSYANIN TARİHİ, ANKARA, ÜTOPYA YAYINEVİ, 2008
Million, Robrt P: ZAPATA-MEKSİKA’DA KÖYLÜ DEVRİMİ, İSTANBUL, AVCI OFSET, 1994
http://www.izdiham.com/index.php/100-yilindameksika-devrimi-viva-zapata, 19.10.2010
http://www.antikapitalist.net/makale/dunya/59.htm, 08.11.2006
http://www.dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=137362, 26.11.2010