12 Ağustos 2014 Salı

Anarşizm ve Tolstoy

Halil İbrahim BİNİCİ

“Benim vicdanım bana aittir, benim adaletim bana aittir ve özgürlüğüm bağımsız bir özgürlüktür.”  Pierre Joseph Proudhon

Anarşizm ve Kısa Tarihi

Felsefi bir akım ve ideoloji olarak baktığımızda herhangi bir siyasal otoritenin varlığını kabul etmeyerek bireyin özgürlüğünün baskı altına alınmamasını savunan Anarşizm, insanların kendi kendilerini yönetme talebinde bulundukları yerlerde biçimlenmeye başlamıştır. Anarşizm,Sanayi Devriminin gerçekleşmesi sonucu emeğin sömürülmesi, siyasal iktidarların ve toplumun burjuvalaşması, sosyo-ekonomik eşitsizliklerin artması, liberal fikirlerin ekonomik hayatın her alanında daha fazla görülmesi ve etkisinin günden güne arttırmasından kaynaklanan tahakküm ilişkilerine bir tepki olarak doğmuştur.[1] Böylece Anarşizm hem devleti hem de sermayeyi yıkmak gibi ikili bir meydan okuma özelliği kazanmıştır.[2]


Anarşizm’in temel felsefesinde iki ana akımın etkileri görülmektedir.Başlangıçtan beri liberalizmin özgür birey fikrinden beslenen ve bu birey anlayışını anarşist çıkarsamalar yapmayı mümkün kılacak şekilde uç noktaya taşıyan Godwin, Stirner gibi kuramcıların temsil ettiği liberteryen çizgide bir versiyonu varsa da, asıl güçlü ana damarın Sosyalizm ile çok yakın bir ilişki içerisinde geliştiği, hatta 19.yüzyıl sosyalist hareketinin önemli bir parçası olduğu söylenebilir.[3]Temel felsefi dayanak olarak – sol hegelcilik- aynı kaynaktan beslenen Sosyalizm ve Anarşizm arasında diyalektik farklar ise 1848 İhtilali ve 1871 Paris Kömüni’nin başarısızlığa uğranılmasından sonra daha açık bir biçimde görülmektedir. Marx ve Engels ayaklanmacıların devlet otoritesini ellerinde tutamamış olmaları ve sınıfsız bir yönetim oluşabilmesi için belirli bir zaman diliminde devlet otoritesine ihtiyaç duyulduğunu belirtmişlerdir.Anarşistler ise hatayı otoritenin tamamen yok edilemeyişinde aramışlardır. Toplumcu Anarşistlere göre, Marx’ın komünist toplumu (proleterya diktatörlüğü),otoritenin topyekûn ortadan kaldırılmasını değil, köklü bir değişimini anlatır.[4] Oysa, devlet hangi biçimi alırsa alsın a priori tahakkümdür.Nitekim, Bakunin, Marksizm’i “özgürlüksüz sosyalizm” olarak değerlendirmiş ve eleştirmiştir.[5] Bakunin ayrıca Uluslarası Emekçiler Birliği’nin (EUB) içinde Uluslararası İttifak adında ve EUB yöneticilerinin tanımadıkları gizli bir teşkilat kurmuş ve bu durumun sonucu olarak ortaya çıkan anlaşmazlık, La Haye Kongresi’nde bölünmeye yol açmıştır[6] ve Marx 1872 de Bakunin’i 1.Enternasyonel’den attırmıştır.[7]

Anarşistler Kimdir?
Anarşizm’in en önemli kuramcısı Pyotr Alekseyeviç Kropotkin (1842-1921) ise “Anarşistler kimdir?” adlı savunmasında anarşistleri ve anarşizmi ,çalışmalarında insanın doğal olarak toplumsal olduğunu temel alarak açıklamıştır.

Kropotkin 1882 yılında Lyon’da yakalanarak mahkemeye çıkarılır. Duruşması sırasında şu açıklamayı yapar.

Anarşi nedir, anarşistler kimlerdir, bunu açıklayacağız:
Beyler, anarşistler düşünce özgürlüğünün her yerde vaz edildiği bir yüzyılda, sınırsız özgürlüğü salık vermenin görevleri olduğuna inanan yurttaşlardır. Biz özgürlük istiyoruz, yani tüm insanlar için, doğal imkansızlıklardan ve saygı duyulması gereken komşularının ihtiyaçlarından başka sınır olmaksınız, hoşuna giden her şeyi yapma; tüm ihtiyaçlarını tam olarak karşılama hakkını ve imkanını talep ediyoruz.

Biz özgürlük istiyoruz ve özgürlüğün varlığının, kökeni ve biçimi ne olursa olsun, ister seçilmiş olsun ister dayatılmış, ister monarşist olsun ister cumhuriyetçi, hiçbir iktidarın varlığıyla bağdaşmadığına inanıyoruz. Başka deyişle, anarşistlerin gözünde kötülük, yönetimin herhangi bir biçiminde değildir. Kötülük, yönetim fikrinin kendisindedir, otorite ilkesinin kendisindedir.

Tek kelimeyle, insan ilişkilerinde sürekli olarak gözden geçirebilir ve feshedilebilir özgür sözleşmenin idari ve yasal vesayetin, dayatılan disiplinin yerine geçmesi; bizim idealimiz budur. Dolayısıyla anarşistler halka tıpkı Tanrı’dan vazgeçmeyi öğrenmeye başlaması gibi, yönetimden vazgeçmeyi öğretmeyi isterler. Halk mülk sahiplerinden vazgeçmeyi de öğrenecektir. Gerçekten de zorbaların en kötüsü sizi hapse tıkan değil, sizi aç bırakandır.

Eşitlik olmadan özgürlük olamaz! Sermayenin, her gün biraz daha yoksullaştıran bir azınlığın elinde tekelleştiği ve herkesin parasıyla ödenen kamu eğitimi de dahil hiçbir şeyin eşit olarak dağıtılmadığı bir toplumda özgürlük yoktur! Bizler, geçmiş kuşakların işbirliğinin ürünü olduğundan insanlığın ortak mirası olan sermayenin herkesin kullanımında olması gerektiğine inanıyoruz.

Tek kelimeyle, eşitlik istiyoruz: Fiili eşitlik; herkesten yeteneğine göre, herkese ihtiyacına göre. Özgürlüğün gerekçesi olarak, daha doğrusu temel koşulu olarak –işte bizim samimi olarak istediğimiz şey budur![8]

Tolstoy ve Hıristiyan Anarşizmi
Stefan Zweig, Tolstoy’u “günümüzün en tutkulu anarşisti ve anti-kolevtivisti” olarak tanımlamıştır.[9] Fakat Lev Tolstoy, kendisini anarşist olarak görmemekle beraber Hıristiyanlık yolundaki inancıyla ulaştığı “Aşk” kavramı dahilinde ve daha sonra da yorumladığı anarşizm prensipleriyle dikkate değer bir yerdedir. "Kutsal Kitab'ın Kısa Bir Yorumu" ve "Tanrı'nın Hükümdarlığı Kendi İçimizdedir" adlı eserlerindeki açıkladığı felsefeler, onun dönemine çok benzer.Tolstoy’un anarşist düşüncelerin ilk oluşumu ise 1857’de Paris’te tanık olacağı bir idam sahnesinidir. Bu sahne karşısında derinden etkilenen Tolstoy, giyotinin kullanımında devletin itici güçlerini görmüş ve herhangi bir otoritenin varlığına karşıt söylemlerini geliştirmeye başlamıştır.Bir mektubunda Tolstoy şöyle yazıyor.

“Modern devlet (diye yazıyordu arkadaşı Botkin’e), yurttaşlarını sömürmeye, ama daha da önemlisi onların maneviyatını bozmaya yönelik bir komplodan başka bir şey değildir… Herkes için zorunlu olmayan, ama insanı ileri götüren ve daha uyumlu bir gelecek vaat eden ahlaki ve dinsel yasalarını anlıyorum. Ama politik yasalar bana öyle büyük yalanlar gibi görünüyor ki, aralarından birinin nasıl diğer birinden daha iyi ya da daha kötü olabileceğini anlamıyorum… Bundan böyle hiçbir yerde hiçbir hükümete hizmet etmeyeceğim.[10]

Hıristiyan anarşizminin tarihçesi, Orta Çağ'da Özgür Ruhun Dinsel İnançlara Aykırı Mezhebi (İng. heresy) hareketi, sayısız Köylü ayaklanmaları ve 16. yüzyıl Anabaptistler hareketine kadar uzanır.[11] Hıristiyanlık içindeki hürriyetçi gelenek 18. yüzyılda William Blake'in yazılarında tekrar yüzeye çıkar ve Adam Ballou,1854'te yazdığı"Practical Christian Socialism" adlı eserinde anarşist sonuçlara varır. Ancak Hıristiyan anarşizmi, gerçek anlamı ile anarşist hareketin bir parçası haline ünlü Rus yazarı Leo Tolstoy ile gelmiştir.Tolstoy’un dinsel anarşizminin temelini oluşturan “Aşk” kavramı ise Hz.İsa’nın öğretisinin “aklın kendisi” olduğunu, yaşamın gerçek anlamını ortaya koyan tek düşünce olduğu görüşüne göre şekillenmiştir. “kötüye karşı direnme” temel yasası ise Tolstoy’un Aşk kavramından türemiştir.Tolstoy, “kötüye karşı direnme” mesajını şöyle yorumlamaktadır:

“Kötüye karşı direnme göstermeme şu anlama gelir: Hiçbir zaman direniş gösterme, yani hiçbir zaman şiddet yoluyla cevap verme, bir başka deyişle aşka karşı olan hiçbir şey yapma.”[12]

Tolstoy’un bu temel yasasının biçimlenmesinde Tolstoy da bulunan güçlü Noblesse Obliga* etkisi görülmektedir. Bu etkiyi Tolstoy’un bir çok eserinde görmek mümkündür. Eserlerinde ağırlıklı olarak aristokrasi sınıfına yüz çevirmiş, mutluluğu Rusya’nın bozkırlarında bulan kahramanların hikayeleri görülmektedir.

Tolstoy’un dinsel anarşizminin gerektirdiği “kötüye karşı direnmeme” ilkesinin temelinde ilk görüşte anarşizm’e zıt olarak görülmekte olan anarko-pasifizm bulunmaktadır. Tolstoy dini anarşizm ile anarko-pasifizm’in kesiştiği noktada öğretilerini biçimlendirmiştir. Peter Marshall'ın belirttiği gibi 'anarşistlerin bireyin egemenliğine saygısı dikkate alınırsa, uzun dönemde şiddet değil, şiddet-karşıtlığı anarşist değerler tarafından ifade edilmektedir". Malatesta ise, " 'anarşizmin temel politik platformu şiddet'in insan ilişkilerinden soyutlanmasıdır' derken daha açık bir ifadeyle anarko-pasifizm, anarşizm ile bağıntısının güçlü temellere dayandığını belirtmektedir.

Tolstoy'un Government is Violence: essays on Anarchism and Pacifism[13] adlı kitabının giriş kısmında, şöyle yazılıdır: Tolstoy'un anarşiye ulaşmak için önerdiği araçlar, bugün sivil itaatsizlik ve şiddetsiz doğrudan eylem olarak aşina hale gelinmiş.

Tolstoy'un fikirleri İngilizleri Hindistan'dan kovmak için, halkından şiddet dışı direniş uygulamalarını isteyen Gandhi'yi derinden etkilemiş ve Tolstoy ile mektuplaşmışlardır. Bunun da ötesinde, Gandhi'nin bağımsız Hindistan'ı köylü komünleri federasyonu olarak tasavvur etmesi de Tolstoy'un özgür toplum görüşüne benzerdir. 1933'te ABD'de Catholic Worker adlı gazeteyi kuran, inançlı bir Hıristiyan pasifist ve anarşist olan Dorothy Day ve Catholic Worker Group yine Tolstoy'dan (ve Proudhon'dan) oldukça etkilenmişti. Tolstoy'un ve dinsel anarşizmin etkileri, Hıristiyanlık fikirlerini işçi sınıfı ve köylüler arasındaki toplumsal etkinlikler ile biraraya getiren, Latin ve Güney Amerika Liberation Theology hareketlerinde de görülebilir.

Gandhi, otobiyografisinde Tolstoy hakkında şöyle yazar, "Ciddi bir şüphecilik ve güvensizlik krizi içindeyken Tolstoy'un Tanrı'nın Hükümdarlığı Kendi İçimizdedir kitabıyla karşılaşmam, ve onun etkisi altında kalmam bundan kırk yıl önceydi. O zamanlar şiddete inanan birisiydim. Onu okumam benim şüpheciliğimi tedavi etti ve beni ahimsa'nın (şiddetsizliğin) kararlı bir savunucusu haline getirdi... O, çağımızın ortaya çıkardığı en büyük şiddetsizlik önderidir."

Tolstoy’un “aşk”’nın en büyük örneklerinden biri olan Gandhi dünya üzerinde pasif direnişle ülkesinin bağımsızlığını kazanmasında büyük rol oynamıştır. Ne yazık ki Gandhi 30 ocak 1948 suikasta uğrayarak hayatını kaybetmiştir. Sivil itaatsizliğin temellerini atan Gandhi şiddetin kurbanı olmuştu.

Tolstoy bütün felsefesinin temel taşı için böyle bir örnek hayal edebilir miydi?


*Noblesse Oblige: yüksek toplumsal sınıfa, paraya, eğitime v.b sahip olan kişinin bu avantajları bunlara sahip olmayan insanlara yardım etmek için kullanılması gerektiği ilkesi.

[1] Emine Özkaya, “Klasik Anarşizm’den Modern Anarşizm’e”, Düşünen Siyaset, sayı 11(Lotus Yayınları,2002), s.101
[2]Nazlı Yücel, Niğde Üniversitesi İİBF Dergisi, 2009, Cilt:2, Sayı: 2, s.75-86
[3] Nafiz Tok, “Siyasal İdeolojiler”, Siyaset Bilimi, ed. Halis Çetin (Ankara: Orion Yayınları, Eylül 2011), s. 150.
[4] Robert Graham, Anarşizm, Özgürlükçü Düşüncelerin Belgesel Bir Tarihi, Çev. Nil Erdoğan, Mustafa Erata , (İstanbul: Versus Kitap,2007), s.231-232
[5] Saul Newman, Bakunin’den Lacan’a Anti-Otoriteryanizm ve İktidarın Altüst Oluşu, Çev. Kürşad Kızıltuğ (İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 2006), s.58.
[6] Max Beer, Sosyalizm ve Sosyal Mücadelelerin Genel Tarihi, çev. Galip Üstün, (İstanbul: Kaynak yayınları 2012), s.552
[7] Henri Arvon, Anarşizm, çev.Ahmet Kotil, (İstanbul: İletişim Yayıncılık 2013), s.58
[8] Pyort Kropotkin, Anarşi Felsefesi-İdeali, çev.Işık Ergüden ,(İstanbul:Kaos Yayınları, 2001), s.109-110
[9] George Woodcock, Anarşizm- Bir Düşünce ve Hareketin Tarihi, Kaos Yayınları 2. Baskı, Çeviren: Alev Türker, s.228
[10] A.g.e 230
[11] Lev Tolstoy (1882), State and Church, “This deviation begins from the times of the Apostles and especially from that hankerer after mastership Paul”
[12] Henri Arvon, Anarşizm, çev.Ahmet Kotil, (İstanbul: İletişim Yayıncılık 2013), s.66
[13] Leo Tolstoy, Phoenix Press, April 29,1990