19 Mart 2013 Salı

Yazıya Başlık Bulamadım Belki Ama...

Özgür Can ARAZ

“Bana böyle bağırmaya hakkınız yok” dedim. “Bağırırım öğretmenim ben” diye daha şiddetli bağırdı. “Ne alakası var hanımefendi?” cümlesinin tam neresi olduğunu hatırlamadığım bir yerinde arkamı dönüp gittim. Sanırım yapacak bir şey kalmadığını düşünmüştüm. O bankamatiğin önünde, şimdi simasının tek bir detayını bile hatırlayamadığım o insanla sıfırı tüketmiştik. Bir çözüm sürecine girmemiz için en ufak umut zerresi yoktu. Ne ben onu anlayabilirdim ne o beni anlayabilecek gibiydi.

Aslında şuan burada bunları yazarken biraz çekiniyorum. Bu blogu, en üstte siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler ibaresini gördüğünüzde genel anlamda biraz daha sorgulayıcı, çoğunlukla araştırmaya dayalı bilgiç öğrenci yazılarının bir alanı olarak görebilirsiniz. Haklı da olabilirsiniz. Ben bunun tersine okumaya devam edeceğinizi umduğum bu yazıda laflarımı boşluğa savurur gibi hissediyorum.

Geçen yıl okul için geldiğim İstanbul’da ikinci yılımı geçiriyorum. İnsan burada pek çok konuda fırsatlarla karşılaşıyorsa da birçok konuda kendini çözümsüzlüklerle karşı karşıya bulabiliyor. Yaşam kavgasını sınırda bir çatışma olarak yaşamasanız bile bu keşmekeşin içinde pek çok konuda haksızlığa uğradığınız fikrine kapılabiliyorsunuz. Bazen kalabalıklarla sinir harpleri yaşıyorsunuz. Ve fakat bununla birlikte beni günlük hayatta en çok düşünmeye sevk eden, hiç tanımadığım bir insanla sokakta, okulda, işte, toplu taşımada yaşamak durumunda kaldığım olumlu ya da olumsuz garip diyaloglar oluyor. Bunlardan bir tanesi de yazıya başlarken sonunu anlattığım bir olay. Yakın bir zamanda başıma gelen bu hadiseyi bir süre sonra takip ettiğim siyasi aksiyonlar için bile metaforlaştırmaya başladığımı gördüm. Yapıyoruz böyle şeyler. Yapmıyor muyuz?

Çok Bilmeyebiliriz Ama Adil Olamamamız Bir Eksiklik

“Siyasetçi mi olcan?” fenomeniyle birlikte üniversite hayatı geçiriyoruz ben ve bölümümden pek çok arkadaşım. Kavramları ne kadar boş kullandığımızı gösteren örneklerden biri budur. Kavramları boş kullanırken aynı zamanda o kavramlarla engin bilgi sahibi gibi durabiliyoruz. En basitinden sosyal medyada da çokça şahitlik etmiyor muyuz bu duruma? Herkes mükemmel tespitler yapabiliyor. Aslında hepimiz cahiliz de tüm yarış bunu dışa vurmamak üzerine kuruluymuş gibi geliyor bazen. Hatta dışa vurmamanın da ötesinde olmayan bir durum yaratma yarışı. Çevremde pek çok insanın zamanla, biliri edilgen bir bilirkişi kimliğine bürünmüş olduğunu görüyorum. Hakkında bu anlamda yanıldığım varsa affetsin beni. Kim bilir belki ben de böyleyimdir. Fakat mümkün olduğunca böyle olmamaya ve temelsiz fikirlerimden arınmaya çalışıyorum. Bahsettiğim yersiz bilirkişiliklere bir nefretim yok, belki çoğu zaman itici insanlar olduklarını da düşünmüyorum. Kaldı ki ben bunun iticilik yaratma sorunundan ziyade bir adil olamama sorunu olduğunu düşünüyorum. Tabi adil olmamak da iticidir diyebilirsiniz. Bence en büyük sorunlarımızdan biri adil olma, adalet, vicdan gibi unsurların anlamlarını içselleştirmiyor olmamız. Evet, adalet de insana dair birçok değer yargısı gibi öğrenilmiştir ve doğada bir karşılığı yoktur fakat gelinen noktada insan için gereği tartışmaya açık mı? Adil olma yetisinin bir bütünlük teşkil etmediği sürece anlamlı olmayacağını düşünüyorum. İnsanlar iç dünyalarında adaletli olmayı beceremeden başkaları için bu algılarını nasıl geliştirebilirler? İnsanların, çoğunlukla bilinçsizce, pek çok durumda ileri düzeyde pragmatik ve bireyci bakışlar geliştirebildiği bu ortamda hukuk skandallarının ve yapılamayan vicdan muhasebelerinin sonu gelir mi?

İnsansız adalet olmaz
Adaletsiz insan olur mu?
Olur, olmaz olur mu!
Ama olmaz olsun
Özdemir ASAF
Minerva’nın 12. Sayısı Çıktı!

Çalışma grubumuz dergisinin 12. Sayısını çıkarmanın keyfini yaşadı geçtiğimiz günlerde. Minerva’nın alanında çok yetkin bir dergi olduğu iddiasında değilim. Fakat birlikte verilen emekle ortaya çıkarılan ve her türlü aşamasında biz öğrencilerin uğraş verdiği bir ürün, bu yüzden saygıyı hak ediyor ve tabi eleştirilerinizi. Daha önce veya şuan emeği geçmiş ya da geçen herkese teşekkürler…

Bilemedim ki mutlu muyuz biz? Anlık değil mi mutluluk?