27 Şubat 2015 Cuma

Türkiye'de Seçim Barajı Sorunu


Roza İZGÖREN



GİRİŞ

   Seçim, kendilerine temsil yetkisi veya bir vekalet verilecek, kanuni şartlara uygun kişilerin, bir kısım veya bütün vatandaşlar tarafından tercih ve tespit edilmesidir. Demokratik ülkelerde çeşitli seçim sistemleri, değişik usullerle uygulanmaktadır.
   Siyaset bilimine göre devlet ve hükümetin otoritesi yönettikleri insanların ona rıza göstermesi ile ortaya çıkar ve bu durumu somutlaştırmanın temel yolu da seçimdir. Bütün dünyada genel kabul gören yaklaşımlar uyarınca tüm seçimler adil ve özgür bir ortamda yapılmalıdır.


SEÇİM SİSTEMLERİ

   Demokrasilerde iktidara giden yolun rotası demek olan seçim sistemlerinin birbirini geniş ölçüde kapsayan fakat bazı noktalarda birbirinden ayrışan çeşitli tanımları vardır. Bir tanıma göre seçim sistemi, vatandaşların oylarının temsilcilerin sandalyelerine çevrilme mekanizmasıdır.
   Hemen herkesin üzerinde hemfikir olduğu bir görüş olarak belirtirsek:Anayasa hareketinin başlangıç tarihi olan 1876.dan çok partili sisteme geçiş tarihi olan 1946.ya kadar uygulanmış olan seçimlerin hepsi modern anlamda demokratik bir nitelik taşımamaktadır.
    Bu anlamıyla ifade etmeye çalıştığımız çok partili dönem sonrasıdır.
Bugüne kadar ülkemizde ve diğer demokratik ülkelerde uygulanan seçim sistemlerini üç başlık
altında sınıflandırabiliriz.
1· Çoğunluk esasına dayanan sistemler 2- Nispi temsil esasına dayanan sistemler 3- Karma sistemler.
   Çoğunluk esasına dayanan seçim sistemleri adından da anlaşılacağı üzere bir seçim bölgesinde
seçilecek adaylardan en çok oyu alan adayın seçilmesidir. Bu sistemin uygulanmasında farklı yöntemler vardır.
    Bugün Türkiye’de uygulanan seçim sistemi  Nispi (oransal) Temsil Sistemi olarak isimlendirilir. Bu sistemde, bir seçim bölgesinde birden çok milletvekili seçilebilmektedir. Bu seçim sisteminde de birden çok yöntem uygulandığı görülmektedir.
   Nispi Temsil siteminin bir türü olan “Liste Sistemi”nde, milletvekilleri, partilerin gösterdiği listeden, sırasıyla, aldıkları oy oranlarına göre seçilmektedir.Ancak ülke genelindeki baraj yüzdesine takılan partiler milletvekili çıkaramamaktadır.
    Yalnızca Türkiye’de değil, seçimlerin uygulandığı her ülkede mevcut sistemi eleştiren, ülke yapısına daha uygun! bir seçim sistemini öneren kesimler bulunmaktadır. Ülkemizde de farklı sistemlerin uygulandığı her dönemde yeni bir sisteme geçilmesinin gerekliliğinden söz edilmiş ve bunun için çalışmalarda bulunulmuştur. Bugün de Türkiye’de uygulanan seçim sisteminin iyileştirilmeye ihtiyacı olduğu çeşitli kesimlerce dile getirilmektedir. Sisteme yöneltilen eleştiriler, genel itibariyle Meclis dışı kalan partilerden gelmekle beraber bugün halkın büyük kısmında da sistem ile ilgili birtakım memnuniyetsizlikler vardır

MEVCUT  SİSTEMİN  ELEŞTİRİSİ

  Kullanmakta olduğumuz nispi temsil esasına dayanan ülke barajlı seçim sistemine yönelik eleştirilere geçmeden önce bir örnek olarak Seyfeddin Gürsel ve Erhan Bozdağ’ın hazırlamış oldukları çalışmada belirtilen, sistemin taşıdığı özelliklerin sınıflandırılmasına yer vereceğiz. Buna göre; Seçmenin tek bir oyu bulunmaktadır ve bu oyla ancak birinci tercih ettiği partiyi destekleyebilmektedir. Partiler arası açık ve yasal ittifak olanağı, sistemden dışlanmış durumdadır.
   Partiler seçim çevrelerinde sandalyeler kazansalar bile, parlamentoda temsil edilebilmeleri için ülke genelinde en az %10 oy almaları gerekmektedir.Bu ülke barajını aşan partiler her seçim çevresinde aldıkları oy oranına bağlı olarak o seçim çevresindeki mevcut sandalyeleri diğer partiler paylaşmaktadırlar.
    Uygulanmakta olan ülke barajlı sisteme çeşitli eleştiriler getirilmektedir. Bu eleştiriler bazı noktalarda toplumun çoğunluğu tarafından da benimsenmektedir.Günümüzde uygulanan sisteme yönelik eleştirilerin en önemli ve kapsamlı olanları şu şekildedir: Milletvekili adaylarının genel merkezlerce belirleniyor olması, Milletvekillerinin illere tahsisinde adaletsizliklerin ortaya çıkması, Seçim çevrelerinin çok geniş olması.Seçim barajının %10 gibi yüksek bir oran olması, Biz konumuz gereği seçim barajı üzerinde yoğunlaşıyoruz.

YÜZDE ON BARAJININ ÖYKÜSÜ

   Günümüzde iktidar partisi dışındaki bütün partiler ve kamuoyunun geniş bir kesimi yüzde 10 barajını eleştiriyor. Peki bundan tam 28 yıl önce bu baraj neden ve nasıl getirildi? Gazeteci Burak Cop’un bu konudaki araştırmasının da yardımıyla açıklamaya çalışalım:
  Seçim sistemindeki yüzde 10 barajı 12 Eylül’ün ürünlerinden biri. Darbe öncesi dönemi teşkil eden 1974-1980 yılları Türkiye’de büyük bir siyasi istikrarsızlığa sahne oldu. Özellikle darbenin tarihi yaklaştıkça ülke adı konulmamış bir iç savaş ortamına sürüklendi. Darbeyi yapan generaller hizmetlerindeki sivillere ülkenin temel siyasi kurumlarını ve kurallar dizgesini tasarlattırırken, darbe öncesi dönemin faturasını kısmen de seçim kanununa kestiler.
   12 Eylül öncesinde ülkenin adım adım iç savaş ortamına sürüklenmesinde kuşkusuz parlamenter düzeydeki siyasi istikrarsızlığın da payı vardı. CHP 1973 seçimlerinden birinci parti olarak çıkmış ama tek başına hükümet kuracak çoğunluğu elde edememişti. Bir sonraki seçime kadarki yasama döneminin önemli bir kısmında iktidarda, ortak paydası CHP ve sol karşıtlığı olan sağ partilerin koalisyonu yani –kendilerine verdikleri isimle– Milliyetçi Cephe vardı.
  Milliyetçi Cephe döneminde Türkiye’de siyasal şiddet adım adım arttı. 3 milletvekili olduğu halde hükümete 2 bakan veren MHP’ye bağlı ülkücüler, güvenlik güçlerinin himayesi altında “sokakta” sola karşı harekete geçtiler. 1975 sonlarına kadarki ilk cinayetlerde öldürülenler hep sol görüşlüler olurken, bir noktadan sonra karşılıklı cinayetler aşamasına gelindi.CHP oylarını arttırarak 1977 seçimlerinden de birinci parti olarak çıktı ama gene mecliste yeterli çoğunluğu sağlayamadı. Bu seçimlerden 12 Eylül darbesine kadar geçen dönemde kâh zayıf azınlık hükümetleri kuruldu, kâh kırılgan koalisyonlar iş başına geldi. Bülent Ecevit’in 1978 başında Başbakanlığa gelmesiyle beraber sola karşı Kontrgerilla faaliyetleri arttı ve ülke adı konulmamış bir iç savaş yaşamaya başladı. Yıpranan Ecevit hükümeti yerini 1979 sonunda Süleyman Demirel’in AP’sine bıraktı ve git gide artan cinayet ve katliamlarla 12 Eylül’e gelindi.
 12 Eylül öncesinde uygulanan seçim sistemi barajsız d’Hondt idi(Adını aynı adı taşıyan hukukçudan alır). Bu oldukça adil, partilerin aldıkları oya yakın oranda mecliste temsil edildikleri bir sistemdi. Darbeden bir süre sonra oluşturulan ve tüm üyeleri Milli Güvenlik Konseyi (Kenan Evren ve kuvvet komutanları kendilerine bu ismi verdiler) tarafından ya doğrudan atanan ya da onaylanan Danışma Meclisi’nin önünde, yeni anayasanın yanı sıra, yeni bir seçim kanunu hazırlama görevi de vardı. İşte bu Danışma Meclisi hâlihazırdaki d’Hondt sistemini aldı, ona iki baraj ekledi: İllerin seçmen sayısının milletvekili sayısına bölünmesiyle elde edilen çevre barajı ve yüzde 10 ulusal baraj.
   Gerek Kenan Evren’in açıklamalarına bakıldığında gerekse Danışma Meclisi’nin tutanakları incelendiğinde, tasarlanan siyasal sistemin “istikrar” adına iki partinin egemenliğinde olmasının tercih edildiği görülüyor (Kenan Evren bu isteğini kamuoyu önünde de açıkça ifade etmişti). Tutanaklara bakıldığında 12 Eylül öncesi dönemin faturasının kısmen MSP ve MHP gibi partilerin meclisteki varlığına kesildiği anlaşılıyor.
   Gene tutanaklara göre, sisteme bir ulusal baraj eklemenin “bölgesel partiler”in mecliste temsilinin önünü keseceği düşünülmüş. Ancak bu ve benzeri ifadelerle kastedilenin Kürt siyasal hareketi olduğunu düşünmek en azından 1983 yılı için pek mümkün değil. Yüzde 10 barajının Kürt partilerinin önünü kesme işlevi (de) kazanması 1990’lara dair bir gelişme.    Danışma Meclisi’nde yüzde 10 barajını çok yüksek bulan, barajın yüzde 5, 7 veya 8 olmasının daha uygun olacağını belirten üyeler de oldu. Bu doğrultuda bir takım önergeler verildi. Baraja en çok karşı çıkan isim olarak Kamer Genç dikkat çekiyor. Ancak bu üyeler azınlıkta kaldılar ve “meclis” yüzde 10 barajlı sistemi kabul etti, Milli Güvenlik Konseyi de bunu onayladı.

ÜLKELERDE  BARAJ  ORANLARI

   TBMM Araştırma Merkezi tarafından "seçim barajı" konusunda yapılan bir araştırmada çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmada, Avrupa ülkelerinde nispi temsil sistemini uygulayan ülkelerin çoğunda ihtiyaç duyulan ve uygulanan barajın yüzde 5’i aşmamasına özen gösterildiği görülüyor.
   Araştırmada, yüksek baraj uygulamasına sahip ülkeler olarak Türkiye yüzde 10, Liechtenstein yüzde 8, Rusya Federasyonu ve Gürcistan da yüzde 7 şeklinde sıralandı.Avrupa ülkelerindeki nispi sistemlerde yasal seçim baraj oranları:Avusturya: yüzde 4 ,Belçika: yüzde 5 .Bosna Hersek: Yok.Bulgaristan: Yüzde 4.Çek Cumhuriyeti: Yüzde 5.Estonya:Yüzde 5.Finlandiya:Yok.Hırvatistan:Yüzde 5.Hollanda:binde 67.İrlanda: Yok.İsveç: yüzde 4 İsviçre: Yok.İspanya: yüzde 3.İzlanda: Yok.Letonya: Yüzde 5.Lüksemburg: Yok.Makedonya: Yok.Moldova: Yüzde 6.Norveç: Yüzde 4.Polonya: Yüzde 5.Portekiz: Yok.Romanya: Yüzde 5.Rusya: Yüzde 7.Slovakya: Yüzde 5.Slovenya: Yüzde 4.Türkiye: Yüzde 10.Ukrayna: Yüzde 3.Yunanistan: Yüzde 3.
   Demokrasinin en önemli kutsalı sayılan sandığın meşruiyeti,  seçmen iradesinin adil bir şekilde yansıtılmasına bağlıdır. Siyasi rekabet koşullarının adil olması, farklılıkların temsili ve çoğulculuk, demokratik bir ülkenin en temel değerleridir.  Dolayısıyla, seçim sistemlerinin bu değerleri dikkate alarak tasarlanması gerekir. Bu anlamda, çoğulcu demokrasinin inşası, farklılıkların siyasi sisteme entegre edilmesine bağlıdır. Toplumun ana akımlarının dışında kalan eğilimlerin, temsil olanağı bulması büyük bir önem taşımaktadır. Buradaki temel husus, yönetimde istikrar ile temsilde adalet arasında dengenin nasıl sağlanacağı konusudur.
    Türkiye %10’luk seçim barajı ile dünyada en yüksek seçim barajı uygulayan ülkelerin başında gelmektedir. Batı demokrasilerinde bu denli yüksek seçim barajlarına rastlamak mümkün değildir. Rusya gibi demokrasisi sorunlu olan bir ülkede dahi bu oran %7’dir. Bu bakımdan, darbe zihniyeti ürünü olan yüksek seçim barajı, Türkiye demokrasisi açısından büyük bir sorun teşkil etmektedir. Yüksek seçim barajının temsilde adalet sorunu oluşturduğu, toplumsal farklılıkların temsilini güçleştirdiği ve küçük siyasi partilerin rekabet etme olanağını büyük ölçüde sınırladığı ifade edilmektedir. Türkiye’deki siyasi partiler kanunu, parti içi demokrasi olgusu ve çoğulculuk sorunları dikkate alındığında, seçim barajının demokratik süreçler üzerindeki etkisi daha da artmaktadır. Bu nedenle, Türkiye’de çoğulcu ve demokratik bir seçim sistemine, yeni bir siyasi partiler yasasına ve parti içi demokrasiyi artıracak bir kısım düzenlemelere ihtiyaç bulunmaktadır.

SONUÇ

   Türkiye’de 1946’dan günümüze kadar uygulanan farklı seçim sistemleri yukarıda açıklandığı üzere kimi zaman temsilde adaleti sağlamış kimi zaman da istikrarlı tek parti yönetimlerinin başa geçmesini mümkün hale getirmiştir. Bu değişiklikler toplumsal ihtiyaçlara cevap olarak hayata geçirildiği kadar mevcut iktidarların çıkarları gereği de işler hale getirilmiştir. Öyle ki, iki dönem üst üste iktidar olan bir partinin, gelecek seçimlerde yeterli oyu alamayacağını fark edince yaptığı ilk iş seçim sistemini değiştirmek olmuştur. Bugün uygulanmakta olan ülke barajlı seçim sisteminde nispi temsil esasıyla temsilde adalet, %10’luk ülke barajıyla da belirli bir istikrar sağlanmaya çalışılmaktadır. Fakat ülkedeki toplumsal dinamikler nedeniyle %10’luk ülke barajı, mecliste temsil edilmek için oldukça yüksek bir orandır. Bu sebeple de özellikle 2002 seçimlerinde görülen türde aşırı temsil adaletsizliklerine rastlanmaktadır.”2002 milletvekili genel seçimlerinde tek partili hükümet yapısının ortaya çıkmasıyla birlikte %45,3 oranında oy temsil edilmemiş ve parlamentoya yalnızca iki parti girebilmiştir. Benzer şekilde 1995 ve1999 seçimlerinde Meclis dışında kalan %14,0 ve %18,3 oranlarındaki oylara karşın seçimlerden tek partili hükümet çıkmamıştır. Yani istikrar uğruna ağır bir bedel ödendiği halde istenilen sonuç elde edilememiştir.”[1]
   Ülke barajının tamamen kaldırılması tüm görüşlerin temsiliyetini sağlaması açısından belki de en isabetli tutumdur.
   Buna karşılık ağırlıkta bir kesim  tarafından istikrarı sağlamaya yönelik olarak tamamen kaldırılması yerine daha düşük bir seviyede uygulanması önerilmektedir. Bu oranın ne olacağı konusunda da çeşitli görüşler mevcut olmakla beraber, Avrupa’da uygulanan sistemlerde %3 ve %5 civarında olan barajların ülkemizde de bu civarlarda olması gerektiği söylenmektedir. Bu sayede hem çok küçük oy oranına sahip partilerin temsil edilmesi zorlaşacak ve korkulan istikrarsız yönetimler oluşmayacak hem de ülkede az denilmeyecek ölçüde oy alan partilerin temsil edilmesi sağlanarak çoğulcu demokrasi uygulanmış olacaktır.
   Gelinen süreçte başta HDP olmak üzere baraj sorunu yaşayan partiler barajın kaldırılması noktasında birleşmelerine rağmen mevcut iktidar ve muhalefet partileri buna imkan sağlamamaktadır.
   TÜSİAD’ın kapsamlı bir şekilde yaptığı “Seçim Sistemi ve Siyasi Partiler” adlı araştırmasında halka seçim sistemi değişikliği konusunda görüşü sorulduğunda %65’lik bir kesimden ‘’değişiklik konusunun tartışılmasında fayda olduğu’’ cevabı alınmıştır.
   Bugün dünyanın diğer demokratik ülkelerinin çoğunda  baraj ın çok daha aşağılara çekilmiş olması temsiliyete daha çok hakkaniyet tanımıştır. Buna rağmen ülkemizde %10 Baraj  uygulaması devam etmektedir. Yalnız, geçmişteki olumsuz deneyimler yönetimleri ‘’istikrar’’ ilkesini ön planda tutmaya itmektedir. Halbuki, bugün Türkiye’de adaletsiz temsil olgusuyla karşı kaşıya kalan seçmenler siyasi hayata katılımdan vazgeçmekte, sisteme olan inançlarını yitirmekteler. Sözün kısası, Türkiye seçim sisteminin düzeltilmesi gereken noktası, farklı fikirlerin temsiline imkan veren bir yapıda olmamasıdır. Bunun yolu da ülke barajının hiç olmazsa makul bir oranda  daha aşağılara çekilmesinden geçmektedir.
                                                            






[1] TUNCER Erol (2006), Türkiye’de Seçim Uygulamaları / Sorunları Işığında Temsilde Adalet,2006;176