17 Mart 2016 Perşembe

EURO’NUN ÜLKELERE GETİRDİĞİ ZORLUKLAR: PARA VE MALİYE SORUNLARI SORUNLARI İLE YUNAN KRİZİNİ ANLAMLANDIRMAK

Selen Yılmaz

Özet

Bu çalışmada, Euro’nun sentetik para olarak ortaya çıkışı çerçevesinde gelişen para ve maliye sorunları ele alınacaktır. Euro’nun avantajlarından çok ülkelere getirdiği zorluklara değinilip bu sorunların etkileri incelenecektir. Bu veriler ışığında somut örneklerle Yunan Krizi yorumlanıp Avrupa Birliğinin bölgede yaşanan olumsuzluklar karşısında ne şekilde hareket ettiği anlatılacaktır.





Giriş

Avrupa Birliği’ni toprakları büyük oranda Avrupa kıtasında yer alan siyasi, ekonomik örgütlenme şeklinde tanımlayabiliriz. Avrupa Birleşme Sürecinin iktisadi amaçları ortak bir ekonomik alanın oluşturulması ve ortak bir para biriminin kullanılmasına dayanır. Temelde ülkeler arası ticaretin önündeki engelleri kaldırarak toplumsal refah düzeyini arttırmayı amaçlar.[i] H. Tietmeyer’in de ‘’Avrupa, ekonomik ve politik entegrasyonu tutarlı bir şekilde daha ileri götürmek istiyorsa, sürekli fonksiyonel ve aynı zamanda istikrara yönelik parasal entegrasyona ihtiyacı vardır.’’ Açıklaması bu düşünceyi destekler niteliktedir.

Ulusal ekonomik bağımsızlığın büyük ölçüde kaldırılarak uluslar üstü bir otoritenin ortak kararlar almakla yetkilendirildiği ekonomik ve parasal bütünleşmeler birliğin yapı taşı niteliğini taşıdığından Avrupa Birliğinin ekonomik durumunun anlaşılması önemli bir konudur.

Ekonomik Parasal Birlik (EPB) 

Avrupa Birliğinin ekonomik bütünleşme sürecinin en kapsamlı aşaması olarak kabul edilebilir. Ekonomik Parasal Birliğin hedefine ulaşabilmesi için başta maliye politikası olmak üzere ekonomi politikalarının üye devletler arasında yakınlaştırılması, üye devletlerin sıkı ve disiplinli bütçe politikaları yürütmeleri gerekmektedir.

Şubat 1992’de imzalanan, 1993 yılından beri yürürlükte olan Maastricht Anlaşması Ekonomik Parasal Birliğin gerçekleştirilmesi sürecinde üye ülke ekonomilerinin birbirlerine yakınlaştırılması amacıyla kabul edilmiş kurallar bütünüdür. Fiyat istikrarını ve bütçe disiplinini ön plana çıkaran beş maddelik bir belgedir.



Maastricht Kriterleri;

- Toplulukta en düşük enflasyona sahip üç ülkenin yıllık enflasyon oranları ortalaması ile, ilgili üye ülke enflasyon oranı arasındaki fark 1,5 puanı geçmemelidir.

- Üye ülke devlet borçlarının GSYİH’sine oranı yüzde 60’ ı geçmemelidir.

- Üye ülke bütçe açığının GSYİH’sine oranı yüzde 3’ ü geçmemelidir.

- Herhangi bir üye ülkede uygulanan uzun vadeli faiz oranları on iki aylık dönem itibariyle, fiyat istikrarı alanında en iyi performans gösteren üç ülkenin faiz oranı 2 puanı aşmayacaktır.

- Son iki yıl itibariyle üye ülke parası diğer bir üye ülke parası karşısında devalüe edilmiş olmamalıdır.[ii]

Kriterler bir yandan kamu kesiminin borç stoğuna ve bütçe açığına kısıtlama getirirken enflasyona, faiz oranlarına ve yerel paranın değer kaybına da bir sınır çizmektedir. Yani maliye politikası (kamu borç stoğu ve bütçe açığının sınırlandırılması) ve para politikasının (uzun vadeli faiz oranları, enflasyonun sınırlandırılması) ülkeler tarafından kullanımını belli ölçüde kısıtlar. Esas vurgu fiyat istikrarı ve bütçe disiplinine yapılmıştır. [iii]

Avrupa Birliği üyesi ülkeler bu kriterleri belli ölçüde gerçekleştirerek parasal birliğe 1999 yılında ulaştılar. Birlik, adına Euro koydukları tek para uygulamasına ise bu tarihle başlamıştır. Ulusal para basma yetkilerini bir üst otoriteye (topluluk düzeyine) devrederek Euro’yu 2000’li yılların ilk yarısında Amerikan Doları karşısında rezerv para olarak ortaya çıkardılar. Euro 1999 yılında kaydi, 2002 yılında ise nakdi para olarak kullanılmaya başlanmıştır. Ortak para birimi olarak tedavüle sokulması ile Euro’nun para politikası Avrupa Merkez Bankası’nın tekeline alınırken maliye ve vergi politikaları uygulamaları hükümetlerin yetkisinde kalmıştır. [iv]Bu konudaki uyumun sağlanması hükümetlerin diplomasi ilişkilerine bağlıydı. Hükümetlerin maliye politikalarını politik hedeflerine hizmet edecek şekilde oluşturmaları koordinasyon sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Üye devletlerin karşılıklı olarak artan ekonomik bağlımlılıkları politikalarında koordinasyonu daha önemli kılmaktadır.

Ekonomik Parasal Birlik süreci beraberinde gelişen sorunları temelde Maastricht Kriterlerinden sapmalar, Para ve Maliye politikası uyum sorunları olarak iki grupta incelememiz mümkündür.

A-) Maastricht Kriterlerinden Sapmalar Yaşanması

Kriterlerin uygulanması değerlendirildiğinde fiyat istikrarı ile ilgili bazı ülkeler zaman zaman kriterleri tutturamasa da genellikle olumlu bir görünüm söz konusudur. Enflasyon rakamlarının tüm üye ülkelerde gerilemesi bunu destekler niteliktedir.

Mali disiplin ayağının ise oldukça sorunlu olduğunu görürüz. Kamu kesimi borç stoğunun milli gelirin yüzde 60’ını geçmemesi, bütçe açığının milli gelirin yüzde 3’ünü aşmaması kriterleri ihlal edilmektedir. Bütçe açıklarının yükselme eğiliminde olması ise tabloyu daha olumsuz yorumlamamıza neden olmaktadır.




Tablo 1’i incelediğimizde Yunanistan’ın 2004-2008, Almanya’nın 2002-2005, Fransa’nın 2002-2004 ve 2008 yılları arasında bütçe açıklarının milli gelirin yüzde 3’ün üzerine çıktığı gözlemlenir. Alınan çeşitli mali tedbirlerle bu ülkelerde önemli oranlarda düzelmeler kaydedilmiş, Yunanistan dışında bu kriterleri yerinde getirme açısından önemli bir sorun yaşanmamıştır.[v]



Tablo 2’de ise Euro Bölgesi ülkeleri için toplam kamu borç stoğu gösterilmiştir. Dikkat çeken nokta ise Euro Bölgesi ekonomilerinin kamu borç stoğunun milli gelire oranının yüzde 60’ı geçmeyeceği şeklindeki kriterin yerine getirilmemiş olmasıdır.

Belçika, Yunanistan ve İtalya’nın 2008 yılına kadar bu kriteri hiçbir yıl yerine getirmediği ve yüksek sayılabilecek Kamu Borçları / GSYİH oranına sahip oldukları görülür. Kriterlere uyulmadığı taktirde uyulması gereken müeyyidelerin politik önceliklere göre uygulanıyor olması ise ülkeler arasında oluşan farkların daha da açılmasına neden olmaktadır.[vi]



B-)Para ve Maliye Politikası Uyum Sorunları

Üye devletlerin yeniden gevşek bütçe politikalarına dönecekleri ve bu şekilde ortak paranın istikrarını bozabileceği endişesi sonucu mali kuralların belirlenmesine ilişkin İstikrar ve Büyüme Paktı (Stability and Growth Pact) kurulmuştur.

Ekonomik ve Parasal Birlik ile üye ülkelerin maliye politikalarını disipline edeceği düşünülmüştü ancak Pakt üye ülkeler tarafından büyümeyi yavaşlatan bir engel olarak nitelendirilmiştir. Kaldı ki Pakt kurallarını Almanya dört, Fransa üç kere ihlal etmiş; Yunanistan ise hiçbir yıl bu kurala uygun bütçe ve borçlanma politikası izlememiştir.[vii]


Değindiğimiz sorunları somutlaştırarak incelemek istediğimizde kriterleri çoğu zaman sınırında yakalayan, pek çok defa kriter ihlali yapan Yunanistan karşımıza çıkar.

YUNAN KRİZİ




Krizlerin ekonomilere ilk olarak cari dengesizlik ve sermaye hesabındaki dalgalanmalarla yansıdığı gözlenir. 2000’li yıllar boyunca GSYİH’ nin yaklaşık yüzde 10’u civarında çok büyük açıklar vermiştir. 2007-2008 yılları arasında bu değer yüzde 15’e yaklaşmıştır. Kurulduğu günden beri kriterleri yerine getirme açısından sıkıntılar yaşamış olsalar da 2008 küresel krizi ile mali sorunlar iyice gün yüzüne çıkmıştır. Bütçe açıkları ve kamu borç stokları hızla yükselmeye başlamıştır. Bu konuda en sert eleştiriler Almanya Başbakanı Merkel’den gelmiştir. Merkel ‘’Az çalışıp çok tüketen tembellere’’ benzetmiştir.[viii]


Krizle müdahale çerçevesinde yürütülen genişleyici maliye politikaları sonucunda bütçe açıkları belirgin şekilde artmıştır. Mali kriz ile birlikte yaşanan konjonktürel daralma beraberinde vergi tabanını küçülterek hedeflenen vergi gelirlerine ulaşılmasını engellemiş diğer taraftan artan işsizlik oranları sosyal nitelikli transfer harcamalarının yükselmesine neden olmuştur.

2010 yılının Nisan ayında uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s Yunanistan’ın kredi notunu A2’ den A3’ e düşürmüştür. Standart and Poor’s ise uzun vadeli kredi notunu BBB’ den BB’ ye indirerek yatırım yapılamaz seviyeye çekmiştir.

Yunanistan’ın borç geri ödemelerinde karşılaştığı sorunlar diğer ülkeleri de doğrudan olumsuz etkilemeye başlayınca ülkeye yardım yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır. Mayıs 2010’da Euro Bölgesi ekonomi ve maliye bakanları IMF’ nin katkılarıyla 110 milyar Euro’ya yaklaşan üç yıl süreli kurtarma paketine onay vermişlerdir.[ix]



Bu gelişmeler yaşanırken kamu ve özel sektör çalışanları, işçiler, emekliler, öğrenciler kemer sıkma politikalarından duydukları rahatsızlıkları ülke çapında yaptıkları grev ve protesto gösterileri ile göstermişlerdir. Yunan halkının alacaklıları tarafından sunulan Ekonomik Kurtarma Paketine 5 Temmuz 2015 tarihindeki referandumda ‘’Hayır’’ yönünde oy kullanılması, ayrıca yapılan son seçimlerde İngiltere’de seçilen hükümetin 2017 yılında Avrupa Birliği üyeliği konusunda referanduma gitme görüşünü dile getirmesi; Avrupa Birliği’nin geleceği ile ilgili pek çok soruyu beraberinde getiriyor. Türkiye’nin bu konjonktür içinde nasıl hareket etmesi gerektiği ile ilgili soruları sizlerin yorumlarına bırakıyorum.






[i] Yüksel Birinci, Yaklaşan Avrupa Parasal Birliği Sürecinde ‘’Güçlü’’ ve ‘’ Zayıf’’  Euro’nun etkileri
[ii] Alpan İnan, Avrupa Birliği Ekonomik Yaklaşımı: Lizbon Stratejisi ve Maastricht Kriterleri
[iii] Alpan İnan, Avrupa Birliği Ekonomik Yaklaşımı: Lizbon Stratejisi ve Maastricht Kriterleri

[iv] Yaşar Köse, Hakan Karabacak, Yunanistan Ekonomik Krizi: Nedenleri, Etkileri, ve Alınan Tedbirlere İlişkin Bir Değerlendirme
[v] Ömer Şanlıoğlu, Mehmet Ali Bilginoğlu, Euro Bölgesinde Yaşanan Mali Sorunlar ve Maliye Politikalarında Uyum Arayışları
[vi] Ömer Şanlıoğlu, Mehmet Ali Bilginoğlu, Euro Bölgesinde Yaşanan Mali Sorunlar ve Maliye Politikalarında Uyum Arayışları
[vii] Ziya Öniş, Mustafa Kutlay, Ekonomik Bütünleşme/ Siyasal Parçalanmışlık Paradoksu: Avro Krizi ve Avrupa Birliği’nin Geleceği
[viii] Guardian, 28 Nisan 2010
[ix] Mustafa Öztürk, Euro ve Kriz Sonrası Dönemde Parasal İstikrar

*Bu makale, 14. Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresinde sunulmuştur.