21 Ocak 2013 Pazartesi

Yumurta Mı Tavuktan Çıkar Tavuk Mu Yumurtadan?

Esma Erdal

Sabahtan akşama ülkemde neler olmuş diye açtığımızda haberleri işte manzara aynen şöyle: Başbakan yeni politikasını açıklıyor:

-3 de yetmez 4 tane 4 de yetmez 5(beş) tane…

Ne politikası olduğunu herkes tahmin eder az çok. Elbette ki gelecek yıllarda yaşanabilecek genç nüfus azlığının önünü almak için ilan edilen gayet bilimsel bir nüfus politikası. Sonra da eşinden dem vuruyor Sn. Başbakan:

Benim hanım Amerikan bezleriyle büyüttü çocukları. Onları yıkar tekrar kullanırdı. Şimdi marketlerden alıyor ‘herkes’. Zor bir şey mi var gibisinden bir ifade işte. Ayrıntıların gündem haberlerinden net olarak izlemeniz mümkün.

Bir ülkenin başbakanı da tutar hep iyi yönünden bakarsa ahvale işimiz pek yaman. Kış geldi, kar yine doğuda yaşamı felç etti. Her sene değişmeyen düzen yani her sene klasik olmuş haberlerden biri de tam gerçekleşemeyen kar altındaki doğum haberleri oluyor tabi. Saatlerce açılamayan yollardan geçip de köylere varamayınca ambulans-doktor; kadınlar kar üstünde doğum yapıyor. Canlı olarak dünyaya gelen bebeklere şanslılar diyebilmek mümkün mü yine ayrı bir mesele lakin ölü olarak doğanı da var işte.

Bu bir yana biz biliyoruz ki vaziyet hiçte başbakanın küçümsediği kadar kolay değil. Marketten bırak bez almayı çocuğu hastalandığında hastaneye götüremeyeni var. Aynı zamanda bir dönem bu ülkede bir şekilde kısırlaştırma uygulamalarının da gerçekleştirildiğini dile getiriyor Sn. başbakan. Biz bunu yapmıyoruz bakın kalkınmanın gerçekleşmesi için nasılda politikalar üretiyoruz der gibi geldi bana.

Gelelim diğer meseleye; çalışan annelere doğum izni… Başbakanın 5 çocuk dediğini duyan kadınlar hemen sıkıntılarını daha gür dile getiriyorlar. Kimi çalışmak zorunda olduğu için hemen çocuk düşünmüyor, kimi daha 2-3 aylık çocuğunu evde bırakıp işe gitmekten dert yanıyor, kimi ise çocuğunu daha iyi yetiştirmek için işi bıraktığından. Ülkemizde 4 ay olan doğum izinleri elbette ki başbakanın bahsettiği sağlıklı bir nesil yetiştirme bahsine oldukça zıt. Bu sayı diğer ülkelerle değerlendirildiğinde oldukça az oluyor elbette. Ha bir de bu nokta kadınların iş gücüne katılma oranı dikkate alınacak olursa bunun da ülkemizde yeterli düzeyde olmadığı; sebeplerinden birinin de çalışan annenin çocuğuyla daha çok zaman geçirmek istemesinden kaynaklanıyor. Hollanda örneğinden yola çıkarsak çocuğu olan kadınlara yarım zamanlı çalışma imkânı tanıyan devlet, kadının iş gücüne katılmasını bir nebze daha kolaylaştırıyor. Sadece bu kolaylık değil, Finlandiya, İsveç gibi ülkelerde babalara da bu süreçte izin veriliyor.

Ama biz elbette ki umutsuz değiliz. Politika politikayı doğurur bir gün bizde nihayet gelişiriz diyorum.

Daha sonra tam anlamıyla ‘Arap saçına dönen’ dönen bir numaralı gündem konusu Kürtler. Ben sadece Kürtler diyorum. Varsın öyle kalsın. Varsın meselenin adı sadece Kürtler olsun. Çünkü ülkenin siyasetini yapanlar senelerdir bu meselenin, sıkıntının, konunun her neyse adını koymakta mutabakata varamadı. Bugün yayınlanan haberlerde Gaziantep’te halka seslenen başbakanımızın gündeminde bu konu var ve diyor ki:

‘Bizim ülkemizde Kürt sorunu yok. Kürtçülük yapanlar var sadece’ diye devam ediyor. Ardından verilen haber ise şöyle. Bir milletvekilinden başbakanın çıkmazına delil konuşmalar yayınlanıyor. Başbakanın daha önce yaptığı bilmem kaç tane konuşmasında ‘Kürt sorunu vardır’ ifadesini kullandığı gösteriliyor. Sadece başbakanın değil AKP milletvekillerinden bazılarının da bu ifadeyi içeren söylemleri komedi görüntüleri gibi sunuluyor. Korkarım tavuk mu yumurtadan yumurta mı tavuktan muhabbeti kadar uzun bir muhabbeti sürdürecek gündem. Bu süreçte de daha kaç genç canın yitirilecek, kaç yavru babasız kalacak, kaç kadın eşsiz korumasız, kaç ana babanın yüreği buruk kalacak hep birlikte göreceğiz. Göreceğiz ve devam edeceğiz yılardır süregelen olağan yaşamımıza.

 Bu hamur çok su götürüyor çok!

Yine bir öğretmen yine bir atama bekleyişi yine al da gitli bir cevap: ‘Şubat’ta atama bekliyoruz yoksa size oy yok’ diyen bir öğretmene başbakandan cevap tez: ‘Senin oyuna gerek yok. Bize kimin oy vereceği belli. Oyunu kendine sakla’

Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu? Başbakanın, bu ülkenin hiçbir vatandaşını ayırt etmeyiz, hepsi de bizim seçmenimizdir, oy vereni de vermeyeni benim canımdır gibisinden konuşmalar yaptığı günleri hatırlıyorum. Ama şimdi eşi için atama bekleyen bir öğretmenin bu sözlerine yanıt bu oluyor. Olay yerinden uzaklaştırılan öğretmen karakola götürülüyor. 2 saatlik gözaltından sonra nihayet ki suç unsuru bulunmadığından serbest bırakıyor.

Vay ki vay canına yandığımın memleketi!

Diğer gündem konuları ise yabancı olmadığımız şeylerden: Kadına şiddet, ölümlerle sonuçlanan onlarca trafik kazası, eylem yapan vatandaşa polisten ‘biber gazlı’ müdahale, mecliste vekillerin laf yarışları-kavgalar…

M. Ali Birand’ın yorumuyla bu haberleri dinlemek vardı şimdi ama maalesef işte. Türkiye Deprem Dede’sini de kaybetti bugün. Görüyoruz ya paylaşamadığımız iki günlük dünyaya kimse kök salmıyor.