29 Mayıs 2013 Çarşamba

Eğitim(!) Yuvası

Gözde TÜTMEZ

Bundan yaklaşık 1 ay önce İstanbul Ümraniye’ye bağlı 75. Yıl Dudulu Cumhuriyet Lisesi’nde çıkan kavgada 3 kişi bıçaklandı. Haberlerde öylesine değinilip geçen bu konudan, belki de pek çoğunuzun göz aşinalığı bile yok. Belki benim de haberim olmayacaktı, orada öğrenim gören bir akrabam hatta çok yakın bir akrabam olmasa…

Kavganın çıkma sebebi hakkında başlarda kimsenin bir fikri yoktu. Çocuklar tartışmışlar, aman kız meselesidir gibi dümdüz cümlelerle geçiştirilen bu konu, ilerleyen süreçte öğreniyoruz ki aslında hiç de dümdüz değilmiş. Yukarıda da bahsettim size 3 kişi bıçaklanmış kavgada, ikisinin durumu iyi ama birinin durumu ağırmış. Olayın ilk 1 haftası kimse bu kavganın neden çıktığını, neden birinin o soğuk ameliyat masasında can çekiştiğini bilmiyordu. Bilinen tek şey sürekli devam eden bir kan arayışı ve ağır olduğu söylenen kritik bir durumdu.


Arkadaşları bıçaklanan kişiyi anlatırken son derece sakin ve kendi halinde olduğundan bahsediyordu sürekli. Kimse anlam veremiyordu neden böyle bir şey yaşandığına, arada mı kaynadı acaba sorusu ile dahil oluyordu herkes konuya. Ailesi Diyarbakır’da yaşıyormuş, okusun diye göndermişler İstanbul’a. Amcasının yanında, kendi halinde bir çocukmuş işte…

Aradan bir hafta geçtikten sonra öğrenmeye başladık yavaş yavaş. 16 yaşındaki o çocuğun hangi sebeple hala yoğun bakımdan çıkmadığını anlattılar. 16 yaşındaki o çocuk Kürt kökenli olduğu için 20 yaşlarında bir sağ görüşlü birey tarafından bıçaklanmıştı. Önce kasığından sonra kalbinin altından… Bilinmiyor, belki daha vardır bıçak yarası. Önce bacağını yitirmiş 16 yaşındaki çocuk. Demişler ki artık yürüyemeyecek. Sonra günlerce uyutmuşlar acısı çok fazla hissetmesin diye. En sonunda bir sabah öldüğünü söylemişler. Sonradan öğreniyoruz ki ‘hastane mikrobundan’ ölmüş çocuk.

Eğitim yuvası diye küçüklüğümüzden beridir en korunaklı ikinci yerimiz olan okulda ölümüne yediği bıçak darbelerine mi ağlayalım, 20 yaşındaki o çocuğun belki de sadece kulaktan dolma ideolojileri ile kendini demir parmaklıklara mahkum etmesine mi ağlayalım, 20 yaşında bir bireyin planlı ve birini yok etmek isteyecek kadar neye öfkelendiğini anlayamadığımıza mı ağlayalım yoksa ‘hastane mikrobu’ndan yaşam hakkını yitiren bireye yönelik yapılan ihmale mi ağlayalım? Ben hangisine üzülmemiz gerektiğine karar veremediğim için, sizinle paylaştım bu ‘acı’yı.