11 Aralık 2012 Salı

Okulda Ne Giysem?

Sevinç Ödül PATIR

Son günlerde gündemi kasıp kavuran bir haber var: kıyafet yönetmeliği. Eğitimde reform başlıkları altında yapılan uygulamalardan bir tanesi. En sansasyoneli diyemesem de en sansasyonellerinden biri bence.

Bir zamanlar anne babalarımızın giydiğini söylediği kara önlükler yerini mavilere bırakalı 20 yıl kadar oldu sanırım. Ben mavi önlük ve beyaz yaka kuşağında bitirdim ilköğretimi. Ortaokulda artık okul forması dönemiydi. Mavi önlükten beyaz, sarı, mavi renkli gömleklere; ceket, arma, kravat ve okul hırkası dönemine geçince birdenbire büyümüş gibi hissederdik kendimizi.

Lisenin en güzel ve belki de en eğlenceli ama bir o kadar da en zor kısmı okul forması üstüne giydiğimiz, idareden kaçmamıza sebebiyet veren, forma harici hırkalar, kazaklar, tişörtler… Hemen herkesin bir kere de olsa başına gelmiş komik olaylardı. Lisedeyken durumu pek algılayamıyorduk tabi ki. Ne olur yani gömleğin üstüne okul hırkasını değil de başka bir markanın hırkasını giyip gelsek? Her gün, her hafta, her teneffüs, her ders hep aynı tartışma hayatımızın odak noktasındaydı. Dünyanın en önemli sorunuydu bizler için. Yeni kıyafet yönetmeliği mevzusu gündeme geldiğinde birdenbire işler değişti. O farklı bir hırka giydiğim için hocalardan azar yediğim günler gözümün önüne geldi. Evet, neden belirlenmiş formayı değil de farklı bir şeyi giyiyordum? Daha uyumlu olsun ya da daha güzel gözüksün diyeydi şüphesiz. Ama söz konusu yeni yönetmelikle artık formaların tamamen kalkacağını duyduğumda, benim ve şüphesiz pek çok kişinin yediği o azarların aslında çok ama çok haklı bir gerekçeye dayandığını fark ettim.

Günümüz kapitalist dünya düzenini etkisi altına almış kurumlar: markalar. Markalar artık bir sınıf kavramı oldu. Artık işçi sınıfı, memur sınıfı diye insanlara bakılmıyor. İnsanlar için artık giydiği giysilerin, ayakkabıların; taktığı çantaların, tokaların, gözlüklerin, saatlerin; kullandığı telefon ve buna benzer elektronik aletlerin, kısacası her şeyin markası etkin konuma geldi. Bu markalar artık statüyü, arkadaş gruplarını, oturulacak mekânları belirliyor. Hal böyleyken kendime bazı sorular sordum. Okullarda tek tip formaların kaldırılması ne denli doğru? Hocalarımız bize kızmakta haklı mıydı? Okullar eğitim amaçlı mı yoksa statüyü belirleme yeri mi? Çocuklar daha okumayı yazmayı öğrenmeden markaların geçerliliğini mi öğrenecek?

Tüm bunlar kafamı kurcalayan sorular.
Kendimce yanıtlar bulmaya çalıştım. Okullarda tek tip forma uygulaması kesinlikle en doğru uygulamadır. Gelişmekte olan bir ülkede sınıf ayrımı keskin hatlarla belirlidir. (Tabi ki burada gelişmekte olan ülke diye bahsettiğim Türkiye’dir.) Günümüz Türkiye’sinde artık ya çok fakirsiniz ya da çok zengin. Orta tabaka bir hayli azaldı. Şu durumda okullar artık moda dünyasına açılan bir numaralı kapı olmaya başlar diye düşünüyorum.

Moda artık değişen ve globalleşen dünya düzeninin etkin araçlarından biri. Moda dayatmalarına göre bir gün giydiğini ertesi gün giymezsin. Hatta şahane derecede zenginsen bir giydiğini bir daha asla giymezsin. Bir de buna ergenlik döneminde, kendisini çevresine, ailesine, okuluna, arkadaşlarına bir şekilde kabul ettirmeye çalışma çabaları eklenince gelin görün podyum yarışını!


Her gün değişik bir kıyafet giyebilecek olan, dolabında her renkten giysi bulunan çocuklarla; belki giysi çeşidi az belki adı marka olan mallara fahiş fiyatları verebilecek ekonomik gelire sahip olmayan ailelerin çocukları aynı çatı altında buluşuyor. Çocuklar, en etkin eğitim öğretim metodu olan okullarımızda birlik beraberlik, saygı, sevgi, eşitlik, kardeşlik duygularını öğrenip hümanizm dolu insanlar olmaya çabalamaları gereken yerde, bu kavramların tam aksine, gelir düzeylerine yakın kişilerle arkadaşlık edip, kendini üstün görme veyahut daha aşağıda hissetme, adaletsizlik, eşitsizlik, kıskançlık ve nefret tohumları kavramlarını içselleştirerek büyüyecekler!

Çünkü belki de bazı çocukların giyebilecekleri 2-3 parça giysileri var ve belki de bazı çocuklar giysilerinin sayısını bilmiyorlar. Hal böyleyken her gün değişik bir kıyafet giyemeyecek olan çocuklar, üzerlerinde hissedecekleri, ama aslında asla ve asla hiçbir zaman hissetmemeleri gereken utanç duygusunu yaşamaktan yorulup okulu, arkadaşlarını, eğitimi, öğrenme hevesini geride bırakabilir. Ailelerine bu konularda baskı yapıp, ailelerine karşı da öfke duyguları besleyebilirler.

Gerçekten bir kumaş parçasına değer mi bir ömürlük eğitim? Bir kumaş parçası yüzünden mi aileler huzursuz, mutsuz olmalı?

Bence bu sorular çok da boş değil. Yakın gelecekte çokça karşımıza çıkacak olan gerçeklerin kelimelere dökülmüş hali. Çocuklar tek tip formayla eşitlik bilinciyle, okuma öğrenme amacıyla okula gitmeliler. Bugün ne giysem? Bana her şey yakışır (!) mı? Diye düşünmemeli. Bugün hangi kitabı okumalıyım? Yarınki dersim için her şeyim hazır mı diye düşünmeliler. Çünkü bir toplumda sağlıklı bireyler ancak bu şekilde yetişir.