kadriye aydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadriye aydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2013 Cumartesi

Ölüleri Gömün

Kadriye AYDIN
*“ÖLÜLERİ GÖMÜN”
                                      İşte savaşa giden yoldur bu.

Uyuşturulmuş topluluklar, yaşamları boyunca onlara öğretilen değerler ile yaşamlarını devam ettirirken, kendilerini belirli sınırlar içine hapsederler. İnsanları, tek tipleştiren, belli bir düzene uymalarını öğütleyen ve hatta bunu (insanların) kendi rızaları ile yapmalarını sağlayan “sistem” nasıl bu kadar güçlü bir etkiye sahip insan zihninde?

Elbette burada, bu konunun psikolojik yönüne ele almayacağım. Benim ilgilendiğim ve aktarmaya çalışacağım taraf daha çok iktidar ve ideoloji-din merkezli olacak. Belki biraz da, dünya üzerinde yaşanan ve aslında insan hayatına tamamen olumsuz anılar bırakan olayların nasıl çarpıtıldığı, bizlere medya aracılığı ile nasıl bambaşka bir noktadan aktarıldığı hakkında birkaç cümle.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Soyutlama: Şeytanın Saati


Fernando Pessoa‘yı, edebiyatın kendine özgü kişilik oluşturabilmiş yazarları arasında görebiliriz. Pessoa 1935 yılındaki ölümünden sonra sandığından çıkan binlerce sayfanın yayımlanması ile tanınmaya başlamış bir yazardır. Onun gizemi ve satırlarındaki farklılığın anlaşılması ise bu süreçten sonra çokta geç olmadı. Mistisizm, Simya gibi takıntı derecesinde önem verdiği konular onun tüm hayatını kaplamaya yetmişti. Binlerce sayfa dolusu bir sandık ise onun tüm hayalinin somut hali idi. 

Yüzyıllardır konu edilen kavramlar üzerinden Şeytanın Saati adlı kitapta Fernando Pessoa gibi düşsel ve bu düşü sır ile ve derinlik ile harmanlayarak ileten bir yazara bakmaya çalışmak güçlükle karşılaşılacağı riskini bizler içinde taşımışsa da bir yapıtta özgürce aradığın anlamları bulabilmek, varacağın yerin güzergahını kendin belirleyerek kağıda dökmek ve tüm bunları Pessoa‘nın derinliğinde ayrı bir keyif ile gerçekleştirmek tadına karşılık, kuşkusuz bu durum bizler için kendini soyutlama çalışmalarının eşsiz zevkine bırakmakta gecikmedi. 

Bizler için verdiği keyfi tüm okuyucuların da alması dileğiyle...

9 Kasım 2012 Cuma

Kitle İletişim Alanında Yaşanan Tarihi Adımlar ve Kitle İletişim Özgürlüğü

Kadriye AYDIN


1.BÖLÜM: İLETİŞİM TARİHİ VE KİTLE İLETİŞİM

Demokratik sistemlerde en önemli unsurlardan biri olan düşünce özgürlüğü, bireyin düşüncelerini herhangi bir baskı altında kalmadan paylaşabilmesi anlamını içermektedir. Birey, düşüncelerini istediği şekilde istediği kişiler ile paylaşabilmeli, yönetimin veya herhangi bir baskı organının, kendi geleceğine yönelik herhangi bir tehdit içermediğinden emin olmalıdır. Tek tek bireylerin veya bir topluluğun düşüncelerini yayma işlemi esnasında devreye kitle iletişim araçları girmektedir. İletişim için tarihin her döneminde onlarca farklı tanım yapılmıştır; ancak birçoğunun dayanak noktasında "diyalog kurma" [1]çabalarının varlığından söz edilmektedir. Kitle iletişimi ise kitle iletişim araçlarının yardımıyla bilgi ve haberlerin insan toplulukları tarafından aynı anda öğrenilmesinin sağlanmasıdır[2]. Kitle iletişim aracı dediğimizde aklımıza ilk olarak gazete gelmektedir. Gazetenin ilk kitle iletişim aracı olması bunun en önemli sebebidir. Daha sonrasında ise radyo, televizyon, internet sayılabilir. Kitle iletişim araçları sayesinde bireyler düşüncelerini geniş kitlelere duyurabilmekte ve böylelikle de bilgi dolaşımı sağlanmaktadır. Sağlanan bu bilgi dolaşımının saptırılmamış olması da bizim açımızdan önemlidir. Bu sebeple saptırılan bilgileri denetleyen bir bilgilenme sisteminin kurulması gereklidir. Düşünce özgürlüğünün en önemli basamağını oluşturan kitle iletişim araçları herhangi bir erkin elinde bulunmamalıdır. Bu nedenle bu alanda oldukça tehlikeli hale gelen tekelleşme olgusunun önüne geçilmeli, halk için, doğru bilgi dolaşımını sağlayan yasalar yapılmalıdır. Bu nedenle oldukça önemli olan kitle iletişim özgürlüğü derin bir şekilde incelenmeli, hem hukuksal hem de siyasal olarak yapılan tespitler de tutarlı olmalıdır. Bu sınırlar içinde düşündüğümüzde öncelikle matbaanın icadı ve onun ardından gelen sansür de önem kazanmaktadır. 1420'li yıllarda Gutenberg tarafından başlatılan matbaanın icadı ile kitapların çoğaltılması, insanlar arasında bilgi dolaşımını hızlandırmış bu nedenle de hem kilisenin hem de iktidarın dikkatini çekmiştir. Ardından gelen sansür ise bu bilgi dolaşımını engellemeye yöneliktir[3]. Daha sonraki süreçlerde de, bilgi dolaşımını engellemek amacıyla uygulanan sansür, günümüzde de direk olarak hissedilmese de varlığını devam ettirmektedir. Buna karşılık olarak, bireyin hem haber verme ve hem de haber alma hakkını korumak amacıyla, sansür yasağı birinci kuşak özgürlükler kapsamında yerini almıştır. 1948 yılında imzalanan İnsan Hakları Bildirgesi'nin 11. maddesi de düşüncenin her türlü açıklama türüne özgürlük tanımıştır.