mine yişil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mine yişil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2014 Cuma

İçimizdeki İnsan

Mine Yişil

Meşguliyetim eğilip 'bana' fısıldadığım kelimelere aşina, akşamlar kendini ikinci el Beyoğlu'ndan alınma bavullara doldurmuş giderken. Bir el dokundu sanki yukarının rahmetinden inip gelen ve kendime açıldı tüm düğmeler. Faili meçhullerle kapamak isterdim bu davayı ama olmadı faili ben iken. Kendi kendimi yargılamak yüce sıfatlarıyla dolu bir mahkemede. İfşa ediyorum şimdilerde sıkışmış bu saniyelere, kaloriferden gelen ama yetmeyen sıcaklıklar eşliğinde kendimi mahkemeye. Boşluklara mâl etmek her ne ise işte! Üst satırlarında kendine eğilmiş alt satırlarda kendini bitirmiş orta çağ mensubu sıradan bir skolastik mensubu bir kalemle, düşle, düşünceyle... Sonsuz noktalar bi hayat, anlamadan, bilmeden yitip geçmiş. Sanki bir anne; kucağında bir evlat yitmiş. Geçmişi öylesine yitmiş bir fani.

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Kayıp Çocuk: Veda

Mine Yişil


Zaman ve veda farklı gibi gelir insana ama farkı sıfıra indirgediğin bazenler vardır ya şimdi o bazenlerdeyim. İkisi de ne kadar iç içeymiş meğerse hatta akraba denecek kadar net. Veda zamanın kaybolmuş çocuğudur.  Her kayıp bulunmak ister elbet ama bu öyle bir kayıp değil. Söylesenize kim veda dolu bir anı her zaman yaşamak ister, kim ister onu yanında? Zaman da istemedi tabi ki.

Ondandır eminim veda her bulduğu fırsatta zamanın arasına öylece sıkışır. Gelişine sevinenini görmedim daha, hüzünlüdür, gözyaşı akıtmazsa boğazda bir gıcıklık yapar elbet. Bu ağlamak istiyorum ama yapamıyorumun kısaltmasıdır. Her kısaltma özünü nasıl yansıtmazsa bu da öyledir biraz. Ne duyguyu tam yaşatır ne düşünceye daldırır. Kafanı kaldırır bakarsın semaya parlayan bir yıldız görürsen ne âlâ! Veda güçlenmiştir nasılsa, her istenmeyişini anladıkça.

Şimdi anlıyorum vedanın ne denli acımasız olduğunu içten içe haykırdığım her elveda sözcüğünde, her kafamı çevirdiğim ama göremediğim aradıklarımda, her an biraz daha uzaklaştığım yakınlıklarımdan, her dediğim her şeyin sonuna kendimi ufaladıkça ve zamanın çaresizliğini avuçlarımda dolu dolu hissettikçe anlıyorum. Her vedayı anladığım dakikalarda kayboluyorum zamanda. Ne de olsa birinin yaptığı en işi şey, diğerinin öğrendiği en iyi şey. KAYBETMEK... Ben de anladıkça kayboluyorum şu anda çünkü şairin dediği gibi ne içindeyim zamanın ne de, büsbütün dışında.

8 Nisan 2013 Pazartesi

Neye Yarar?

Mine YİŞİL

İnsan sıkışmıştır aslında dün ile yarın arasında, unutulur şimdiler hep, ertelenen şimdiler dönülmez dünler olur takvimde. Kopar, kopar hadi ömründen bi sayfa daha neye yarar ki bitiş varken, neye yarar aynadaki görüntün her gün biraz daha çiziliyorsa, neye yarar söylesene toprak olacaksa bu eller, uzanmalı mı sonsuzluğa yoksa boğulmalı mı atamadan kulaç? Sahi, söylesene gözlerim neye ağlıyor bu gece vakti kimsesizliğin kol gezdiği yollarda, kimi arıyor amansızca, pişman mı yoksa geçmişte üstünü binlerce kez karaladığı resimlerden, yoksa unuttuğu benliğinden sonra buldum diye dans ettiği şarkılarda hüzün yok muydu? Öylesine gizlemiş mi gizlerini yani, anlaşılıyor mu derince bakınca gözlerime? Kaçışın bundan be insan bulunmaz bir  yıkım mı, yıkılmış bir buluntu mu? Var mı binlerce insanın karşısına çıkarak haykıracak cesaretin dem vurmasına rağmen esaretin, bileklerin zincire bağlıyken "Evet,  özgürüm de mutsuzum mu"  kelimeleri dökülecek ağzından. Tut be insan, tut o zaman o ağzını, güzelliğe açılmayan ağız konuşsa neye yarar. Elindeki zincirleri gösteren pozlar neye yarar kuşlar özgürce kanat çırparken bu derin maviliğe?  Sahi, sen hiç kayboldun mu derin maviliklerde, hiç kendini dalmış buldun mu o maviliğe aşina sanan gözlerinin aslında sanki denizdeki sonsuzluk işaretine odaklandığını ve hiç vazgeçtin mi her kendine geldiğinde kendinden? Cevabın çoksa eğer bi çayım var ikram edecek, yok diye yalan söyleyeceksen durma be karşımda! Durma! Yıkıl da bozma...