ibrahim altunbaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibrahim altunbaş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Eylül 2014 Perşembe

CHP'nin Sosyal Demokrasi Arayışı

 İbrahim ALTUNBAŞ

"Şimdiye kadarki bütün toplumların tarihi, sınıf savaşımları tarihidir. Özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, bey ile serf, lonca ustası ile kalfa, tek sözcükle, ezen ile ezilen birbirleriyle sürekli karşı karşıya gelmişler, kesintisiz, kimi zaman üstü örtülü, kimi zaman açık bir savaş, her keresinde ya toplumun tümüyle devrimci bir yeniden kuruluşuyla ya da çatışan sınıfların birlikte mahvolmalarıyla sonuçlanan bir savaş sürdürmüşlerdir."[1]

SOSYAL DEMOKRASİNİN TARİHSEL GELİŞİMİ

19. yüzyılda Avrupa’da sanayileşme doruk noktasına ulaşıyor ve şirketler de bu sanayileşmeye paralel biçimde zenginleşiyordu. Ne var ki işçiler bu zenginlikten payını alamıyor ve kötü çalışma koşulları altında eziliyordu. Nihayetinde bu koşulların yarattığı olumsuz duruma karşı oluşan tepkiler Avrupa’da dalga dalga yayılarak işçi, öğrenci ve zanaatkârların önderliğinde kitleselleşti ve Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde ayaklanmalara dönüşerek 1848 Devrimleri’ne neden oldu. Avrupa’da tüm bunlar yaşanırken Marksizm fikirleri de bu ortamda şekillendi ve 1848’in Şubat ayında Alman düşünürü Karl Marx ve Friedrich Engels kaleme aldıkları Komünist Manifesto’da özel mülkiyetin ortadan kaldırılarak sınıfsız ve devletsiz bir toplum inşa edilmesini ve böylece proletaryanın kurtuluşa bu yolla ereceğini beyan etti. 1848 devrimlerini ve Komünist Manifesto’yu, 1864 yılında işçilerin Londra’da kurduğu Birinci Enternasyonel[2] ve 1871 Paris Komünü[3] takip etti. Dünya, 19. yüzyıl ortalarından itibaren sosyalist hareketlerin güçlü yükselişine tanıklık ediyordu.

14 Ağustos 2014 Perşembe

Kolektif Bilincin Gölgesinde Politika Yapmak

İbrahim ALTUNBAŞ
“bilinç böyle korkak ediyor hepimizi: 
düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor 
yürekten gelenin doğal rengini. 
ve nice büyük, yiğitçe atılışlar 
yollarını değiştirip bu yüzden, 
bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.”
Hamlet, William Shakespeare

Bilinç kavramı her ne kadar psikolojik olguları ifade etmek için kullanılsa da bilincin sosyolojik bir boyutu da söz konusudur ve genellikle bu durum göz ardı edilir. Her toplumun kolektif bir bilinci vardır ve kimliğini bu bilinç ekseninde şekillendirir. Kolektif bilinç kavramını ilk kez Durkheim geliştirmiş ve bu kavramı Toplumsal İşbölümü adlı eserinde şu şekilde ifade etmiştir:

Aynı toplumun ortalama yurttaşlarının ortak inançlar ve duygular bütünü, kendine ait bir hayata sahip özel bir sistem oluşturur; bu sistem kolektif veya ortak bilinç olarak adlandırılabilir… Nitekim o, sadece özel bilinçler sayesinde algılansa bile, ondan tamamen farklı bir şeydir. (Durkheim, 1983)

7 Haziran 2013 Cuma

Temsili Demokrasiden Katılımcı Demokrasiye Giderken: Sosyal Medya ve İnternet


İbrahim ALTUNBAŞ
Teknolojiler yalnızca insanların kullandığı icatlar değildir, insanları yeniden icat eden araçlardır. Marshall McLuhan

İnsanlık, ‘gençleri doğru yoldan ayırdığı ve devletin tanrılarına inanmadığı’ gerekçesiyle Sokrat'a baldıran içiren Atina Demokrasisi’nden bu yana büyük dönüşümlerin içerisinden geçti. İnsanlığın yarattığı demokrasi, dün Sokrat’ı idam ederken bugün ürettiği yeni kavram ve ilkelerle onu beraat ettirdi. Düşünsel evrimi sürecinde ‘demokrasi’ kavramını Antik çağlarda üreten insanoğlu, şüphesiz ki değişimi de algılayacak ve kavramsallaştıracak bir düzeye de erişmişti. M.Ö. Anadolu’nun Batı Kıyısı’nda yaşayan Efesli Heraklitos ‘değişmeyen tek şey değişimin kendisidir’ dedi ve belki de insanlığın yanıtını merak ettiği nereye gidiyoruz sorusuna yanıt vermiş oldu; değişmeye gidiyoruz. Değiştik de… Ve bu değişim süreci insanlığın büyük dönüşümler yaşamasına neden oldu. İnsanlık tarihini, bu büyük dönüşümler penceresinden pek çok şekilde bölebiliriz. Oysa bugüne kadar insanlık temelde üç büyük dönüşüm süreci içerisinden geçti.[1] Bunlardan ilki organize tarıma geçişken diğeri sanayileşmedir. Üçüncü süreçse bugün içerisinde bulunduğumuz ve selamlamakta olduğumuz “enformasyon çağı”[2]dır. Hep beraber ‘Ağ Toplumunun Yükselişi’ne tanıklık ediyoruz.