büşra kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büşra kılıç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mayıs 2013 Pazar

An'ı Yaşamak

Büşra KILIÇ


Zaman ve mekandan münezzeh saydığımız Tanrı dışında hiç birimiz zamansızlığa, hiçliğe, durağanlığa ulaşamadık. Önceliklerimiz olduğu andan itibaren, sonraya bıraktığımız her şey zamanın yarattığı ürünler. İlk önce zaman yaratıldı ve zamana dair kelimeler kullanmadan cümle kuramıyoruz bile. Zaman hep vardı ve belki de dünya yok olduktan sonra da var olmaya devam edecek. Varlığında mütabık olsak da zamanın bize yansıyışı göreli ve zafiyet derecesinde takıntı oluşturan bir yansıma. Öyle bir takıntı ki; havada asılı kalmış “an”ın hipnozu bizi çepeçevre sarmalıyor, dünü ya da yarını düşünmüyoruz. Sanki yazdığım yazı, oturduğum sandalye, içtiğim soda, dinlediğim şarkı hep varmış ve hep var olmaya devam edecekmiş gibi. Ve sanki okuduğunuz kelimeler, cümleler ve nihayetinde yazının bütünü hep varmış ve var olmaya devam edecekmiş gibi.

24 Nisan 2013 Çarşamba

Postmodern Yazı

Büşra KILIÇ 
“Zevkler ve renkler tartışılmaz!” 
Bir sanat eserini, birinin giyim tarzını ya da bazen hiç de önemli olmayan herhangi bir tartışan kişileri susturmak için üçüncü kişinin kullandığı motto. Bu mottoyu ne zamandan beri duyarım, kim çıkarmış, nasıl bu kadar ünlü olmuş bilmiyorum. “Neyse bu saatten sonra kimse kimsenin görüşünü değiştiremez” cümlesi ile kapanan siyasi tartışmalar gibi, ‘olaya noktayı koydum ve söyleyeceğin şeyler artık umurumda değil’i kapsar esasen. Sanat eserleri bir ayna gibi herkeste farklı yansımalar doğurur. Ancak bu, farklı yansımaları tartışamayacağız anlamına mı gelir? Sanatın yansıyışını konuşmak ya da konuşmayıp konuyu kapatmak bizi sanat tarihinin temel sorusuna götürüyor aslında. “Sanat; sanat için midir, toplum için mi?” Sanatçı sanatı sadece kendi duygularını yansıtmak için üretiyorsa onun anlaşılması sanatçı için önemli midir? Anlaşılmazsa sanat olur mu? Yahut sanatçı yeteneğini toplumun duygularını anlatmak için ‘kurban’ mı etmelidir? Belli bir mesaj vermeye çalışarak yaratıcılığını köreltmez mi? Bu tip soruları sormaya başladığımız an sanatın üretim aşamasına katılıyoruz ve bu da demek oluyor ki tartışmaktan kaçamayız.

6 Nisan 2013 Cumartesi

Bekleyelim mi?

Büşra KILIÇ

Beklentiler
“Beklenti nedir?” diye bir soru sorsam cevaplayabilir misiniz? Yahut cevap olarak kurduğunuz cümleye “Cevap budur.” diyebilir misiniz? İnsanın hayattan, başka bir insandan ya da bir kitabın sonundan beklentileri olabilir. Bu beklentiler insan insana ve dakikadan dakikaya değiştiği için tek bir tanımı yapılamaz ve anlamı anlaşılmaz bana göre. (Anlaşılsa beklenti olmaz tıpkı şairin yalnızlığa yaptığı tanım gibi.) Tabi bunlar bana göre ama belki size göre gerçekten net bir tanımı vardır ya da bir tanımının olup olmamasına kafa yormuyorsunuzdur. “Duyguların tanımı mı olurmuş?” diyenleriniz benim saçmaladığımı düşünürken, “Ya beklenen şey işte ne uzatıyorsun.” diyenleriniz yine saçmaladığımı düşünüyordur. Ama benim beklentim de benimle aynı düşünen en az bir kişi tarafından okunmak, belki biraz övülmek, olumsuz eleştirileri objektifçe anlayabilmek olduğu için kendimce tanımlamalar yaptım.

28 Mart 2013 Perşembe

Dersimiz Türk Dili ve Edebiyatı

Büşra KILIÇ

Lise yıllarında, dersin boş olmasından sonra en sevdiğim durumdu dersin edebiyat olması. Boyumun değil de dilimin uzunluğundan hep arka sıralara otururdum. Şimdiki halimden pek farklı olmayarak dersleri dinlemediğim gibi arkadaşlarıma da dinletmezdim. Kendime dersten daha sıkıcı uğraşlar edindiğim trajikomik durumlar da olurdu. Almanca derslerinde İngilizce çeviri yapmak, Matematik derslerinde ödevleri başkasından geçirmek vs. Bunları böyle yazınca bir itiraf, geçmişe yönelik bir pişmanlık ve arkasından gelecek tavsiyeler silsilesi gibi oldu cümlem ama bugün tekrar liseye dönsem tekrar “arka dörtlü” elemanı olur ve tekrar aynı hataları yaparım sanırım. “Bugünkü beni yaratan dünkü bendi ve ben şimdi yarınki beni yaratıyorum.” cümlesiyle hava katabileceğim gençlik heyecanım, saçma cümlelerimi uzun yazılara serpiştirebilme huyunu kazandırdı bana.

13 Mart 2013 Çarşamba

Kara Posta

Büşra KILIÇ

Kara haber tez duyulur, canımızı yakmayı hiç bekletmezmiş. Sevgiliden mektup getiren kara tren gecikir, belki hiç gelmezmiş. Kara kediler aramızı bozar, sevdiklerimizden ayırırmış. Işığımızı alan her şey, bir renk olan siyahtan bağımsız bir biçimde “kara” ve kirli imiş. Türkçe’de böyle bir siyah ve kara ayrımı yok aslında, eş anlamlı kelimeler statüsündeler ve birbirlerinin yerine kullanılabilirler. Ama kullanılmıyorlar. İmgesel olarak kullanım farklılığı yaratmışız halk arasında karaya. Siyah kelimesini yüreğimizden taşan duygular için fazla “asortik” bulmuşuz belki. Kara kelimesinin bu farklı kullanımı okumayı, yazmayı hatta düşünürken edebi olmayı seven kişiler için çok keyifli. Vapurda iken kara kaplı defterimi açar siyah kalemimle karalamalar yaparım. Siyah kalem gelip geçicidir ama o kara kaplı defter benim neşem ve isyanımdır. Kelimelerimin gittiği adrestir. Birinin eline geçse “Ergene bak” diye dalga geçmesi muhtemel bir defterdir ve işte o ihtimalin üzücülüğü ile komikliği yüzünden karadır, anlamlıdır.

8 Mart 2013 Cuma

Kadının 'Var'oluş Mücadelesi

Büşra KILIÇ - Sevinç Ödül PATIR

İnsanlık var olduğundan beri, insanlar nasıl var olduklarını merak ediyorlar. Yeni doğmuş bir kuzunun hemen ayağa kalkabildiğini gören insanlar, “Ben nerede yanlış yaptım da emekledim, düştüm, ağladım?” diye kafa yoruyorlar çoğu zaman. Var oluşuna neden bulmak; onu anlamlı kılmak ve boşuna acı çekmediğini kendine kanıtlamak için bir fırsat insanlara. Bu nedenle belki bir kaçış için, belki de belirsizlikten kurtulup önüne bakmak için mitolojilere, dinlere ve bilime (bilim son aşamada maalesef) yöneliyor insanlık. Bir çocuk anne babasına, öğretmenine veya arkadaşlarına nasıl dünyaya geldiğini sorabilir. Peki, genel anlamda “insan” nasıl var olduğunu nasıl öğrenebilir, tanıdığı tüm insanlar cevabı bilmezken? O da gidip Tanrı’sına soruyor işte. Semavi dinlere inanan çoğu kişi insanlığın nasıl var olduğuna dair bir fikir sahibi. İlk insanlar olan Havva annemiz ile Adem babamız, topraktan yaratılmışlar. Hepimiz onların soyundan geliyoruz ve en sonunda özümüz olan toprağa geri döneceğiz. Fakat bazı kaynaklar bildiklerimizin aslında eksik olabileceğini gösteriyor. Belki inandığınız çoğu yerle bir edebilecek belki de yine inanmayacağınız bir bilgi ama İncil’de ve Tevrat’ta Havva’dan başka bir kadından daha söz ediliyor: Lilith.

23 Ocak 2013 Çarşamba

Risk Budur!

Büşra KILIÇ

Kendimi bildim bileli anlatıla gelen ve eminim herkesin bildiği bir hikaye var. Öğretmenin biri, belki de belli kalıpları aşıp hayatı öğretmek isteyen idealist bir öğretmen, öğrencilerine “Risk nedir?” diye bir sınav sormuş. Öğrencilerinden biri de “Risk anlatılmaz, yaşanır.” diye düşünmüş olsa gerek ki boş kağıt vermiş. Boş kağıda aldığı tam puan tüm arkadaşlarını etkilemiş. Derken ikinci sınavını yapmış öğretmen sınıfa. Soru yine aynı “Risk nedir?”. Sorunun cevabını bildikleri için rahatlayan öğrenciler boş kağıtları verip sınıftan çıkmışlar -bu güruhun erkekleri maç yapmaya gitmiştir, kızları da saat ve çantalara göz kulak oluyordur muhtemelen-. Öğrenciler dışarı çıkmış derken hepsi gitmemiş, ilk sınavda kağıdını boş veren öğrenci kalmış ve tüm kağıdı açıklamalarla doldurmuş. Sonuçta tam puanı alan yine o olmuş. Her sınav dönemi ders çalışmamış öğrencilerin, gerçeği söylemek zorunda kalan bir yalancının, son parasını iddaya yatıran bir gencin diline “Risk Budur” un takılma hikayesi aşağı yukarı böyle. Benim içinse hep ciddi bir anlam ifade eder bu iki kelime. Hep korkularımla alakalıdır ve olayı dramatize etmemek için “Risk neydi, risk emekti” der, kendi kendime gülerim. Kendi kendimi bu kadar ciddiye almayışım hayata karşı aldığım en büyük risklerden biriyken, risk üzerine bir yazı yazmam garip ama risk budur deyip yazıyorum işte.

6 Ocak 2013 Pazar

Bunları Bilmiyorsunuz

Büşra KILIÇ

Bir merak uğruna cennetten kovulup yeryüzüne gönderilen insanoğlu, nesiller geçse dahi bu huyunu aktarmayı bırakmıyor. Hatta yüzyıllardan beri evrime uğramamış bir köpekbalıkları bir de merak var bence. (Adem ile evrimin çelişkili olduğunu düşünenlere selam olsun, ben öyle düşünmüyorum). Bir dizinin yeni bölümü, sokaktaki kalabalığın neden toplandığı veya hiç tanımadığımız insanların tramvaydaki dedikodularının sonu; başka hiçbir derdimiz yokmuşçasına düşündürüyor bizi. Kıymık gibi beynimize saplanan merak başka şeylere odaklanmamızı engelliyor kimi zaman. İhtimaller denizinde yüzüp, bin bir tahmin ile kendi merakımızı kendimizin gidermeye çalıştığı şizofrenik haller bile yaşayabiliyoruz ya da sadece ben yaşıyorum.

19 Aralık 2012 Çarşamba

İdeolojilerin Sonu mu?

Büşra KILIÇ-Sevinç Ödül PATIR

7 Aralık Cuma günü çalışma grubu olarak düzenlediğimiz etkinlikte sevgili Birsen Örs hocamızla bu konuyu tartıştık. Küreselleşme ile birlikte ideolojilerin sonu geldi mi yoksa ideoloji asla sonu gelemeyecek bir kavram mı? Post modern ideoloji nedir? Bu sorulara yanıt bulmak daha doğrusu yanıt arayıp bilgi tanesi bulmak kuşkusuz çok fazla okuma gerektiren bir uğraş. Bizler de konferansta aldığımız naçizane notlar üzerine çalışmaya karar verdik.

6 Aralık 2012 Perşembe

Beyin Bedava!

Büşra KILIÇ

Ülkemizdeki birçok insan gibi nevi şahsına münhasır olan bir halk kahramanımız, bir sınav ertesi “bedava” niteliğini yakıştırıyor beynimize. Çok mantıklı, çok gündelik geliyor ki bizlere dillerimize pelesenk oluyor hemen. Bu kelimeyi benimseme nedenimiz aslında yıllardır dile getirmeden beynimize öyle muamele etmemiz sanırım. Bir kere bedava olan her şey gibi, onun da kıymetini bilmiyoruz. Para versek içimiz acır da “beleş mal” olunca hor kullanmakta sakınca görmüyoruz. Her gün okula gidip geliyoruz ama beynimize yüklenen bilgilerin niteliğini sorgulama gereği duymuyoruz, nasılsa bedava. Zaten sorgulamadığımız bilgileri öğrenmek için çok da yormuyoruz kendimizi, yatmak bedava. Öğretmenler desen derse girer isterse oturur, para almak bedava! Madem her şey bedava, neden bir gelecek kurmak için dershanelere borçlu kalıyoruz, kim bizi buna zorluyor diye sorular soruyoruz ama yumurta tavuk meselesi gibi yıllardır cevap alamıyoruz maalesef. Demek ki soru sormak bedava değil. Bedava olmamasını öğrenci halimle göz ardı edip soru sormaya çalıştım ama soruları arttırmış da olabilirim.