29 Ağustos 2014 Cuma

'Ben hasta bir adamım…Gösterişsiz, içi hınçla dolu bir adamım ben.'

Eren AKPINAR 

'Tüm yaşamımı pamuk ipliğine bağlar gibi tek bir sözcüğe bağlamamdan daha ciddi ne olabilir?' (Budala - syf.213)

Jülyen takvimine göre 11 Kasım'da bir bebek doğmuştur Moskova'da. Çocukluğunu sarhoş bir baba ve hasta bir anneyle geçiren, babasının doktoru olduğu hastaların hikayelerini dinlemeyi seven, sert disipliniyle tanınan Petersburg Mühendis Okulu'nda öğrenim gören, sinirli ve aşırı duyarlı bir yapıya sahip olduğu için arkadaşları tarafından 'Ateş Fedya' diye çağrılan, daha sonra babasının vefatı üzerine bu ölümü arzuladığı düşüncesi sebebiyle depresyona giren, sara nöbetlerinden ilkini bu evrede yaşayan, tüm bu süreçlerde bolca okuyan bir genç adam.

14 Ağustos 2014 Perşembe

Kolektif Bilincin Gölgesinde Politika Yapmak

İbrahim ALTUNBAŞ
“bilinç böyle korkak ediyor hepimizi: 
düşüncenin soluk ışığı bulandırıyor 
yürekten gelenin doğal rengini. 
ve nice büyük, yiğitçe atılışlar 
yollarını değiştirip bu yüzden, 
bir iş, bir eylem olma gücünü yitiriyorlar.”
Hamlet, William Shakespeare

Bilinç kavramı her ne kadar psikolojik olguları ifade etmek için kullanılsa da bilincin sosyolojik bir boyutu da söz konusudur ve genellikle bu durum göz ardı edilir. Her toplumun kolektif bir bilinci vardır ve kimliğini bu bilinç ekseninde şekillendirir. Kolektif bilinç kavramını ilk kez Durkheim geliştirmiş ve bu kavramı Toplumsal İşbölümü adlı eserinde şu şekilde ifade etmiştir:

Aynı toplumun ortalama yurttaşlarının ortak inançlar ve duygular bütünü, kendine ait bir hayata sahip özel bir sistem oluşturur; bu sistem kolektif veya ortak bilinç olarak adlandırılabilir… Nitekim o, sadece özel bilinçler sayesinde algılansa bile, ondan tamamen farklı bir şeydir. (Durkheim, 1983)

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Suriye'ye Geçen Yüzyıldan Bakış

Ersel KORUK

Geçtiğimiz son yüzyıl Ortadoğu’yu baştan aşağı değiştirmiş, istikrarsız bir yapı getirmiş, savaşlar ölümler düzeni içerisine sokmuştur. Yüzyılın başında Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları olan bu coğrafya 1. Dünya Savaşı’nın ardından bölünmüş birçok yeni devlet oluşmuştur. Devamında iki büyük dünya savaşı arasındaki dönem ise bölge ülkeleri için manda yönetimi dönemini temsil etmiştir. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bölge ülkeleri birer birer bağımsız olmuşlar; ancak birçok sorunla da yüzleşmek durumunda kalmışlardır. Yaklaşık yüzyıllık bir sürenin ardından bölge bu kez Arap Baharı -Aralık 2010’da Tunus’ta başlayıp bölge ülkelerine yayılan devrim dalgası- ile çalkalanmaktadır. Bu devrim dalgasının etkilediği ülkelerden biri de Suriye oldu. Suriye’de iktidar düşmedi, ancak devam eden bir iç savaş söz konusu. Suriye’deki süreci incelemek, iyice anlamak için geçtiğimiz yüzyılın incelenmesi, iyice anlaşılması gerekiyor.

Çağdaşlaşma ve Tanzimat'ın Çağdaşlaşma Algısı

Miray KARADENİZ

16.yüz yıldan günümüze kadar gelinen süreçte teknolojik, toplumsal, iktisadi ve politik anlamda medeniyetler arasından en gelişmiş olanının -Avrupa- niteliklerini ifade eden kavrama çağdaşlık denir. Farklı medeniyetlerin sözü edilen alanlarda ehlileşmek için gösterdikleri faaliyetler de çağdaşlaşmayı ifade eder. Batılılaşma, sanayileşme, modernleşme, avnıpaltlaşma sözcükleri de çağdaşlaşmanın yerine kullanılır. Bunun yanı sıra bazı düşünürler modernleşme ve çağdaşlaşmayı iki farklı kavram olarak ele alırlar. Onlara göre modernleşme insanı ve toplumu kendi benliğinden uzaklaştırıp suni koşullanmalara dönüştürmek üzere bir projeyken; çağdaşlaşma insanı yeniliklerle donatan bir süreçtir. Modernleşme bir dayatmaysa, dayanakları Avrupa medeniyeti içerisinde gelişen kavramlardadır. Bu kavramlarda Avrupa medeniyetini çağdaş kılan etkenler olduğundan modernleşme ve çağdaşlaşma kavramlarını farklı olarak ele almak gereksizdir.