8 Mart 2013 Cuma

‘Kim’liksiz Kadınlar

Gözde TÜTMEZ


Şimdi size bir hikaye anlatacağım. Öyle derin aşk cümleleri olmayan, düz, dümdüz bir 'acı' hikayesi. 

Bir kadın var. 5 yaşında canının bir parçası girmiş toprağa, böbrekleri yetmedi demişler; 34 yıl önce yolculamış annesini. 1 yıl sonra bir 'anne' getirmiş babası eve. Kapatmış kendisini odaya, günlerce odada bulunan armut çuvalından armut yiyerek sürdürmüş hayatını. Bakmış ki vazgeçmiyor babası yeni annesinden düşmüş tesellesi, adım atmış hayata. Yeni annesi farklıymış öbür annesinden, dövermiş bazen sebepsiz; atarmış sokağa. Hatta birgün uyuz olmuş yıkanmamaktan. Üst komşusu Suna teyze fark etmiş almış yıkamış, o zamanlar çocuk kadını, aramış Suna teyze İstanbul'daki abiyi. Gel al demiş bu kızı, yarım, bakımsız, yalnız. Bir umut tutmuş o zamanlar çocuk olan kadın abisinin elini, bir umut demiş 'İstanbul' toprağına. 'U-mut, mut-luluk aynı köken, aynı beden sığınabilirim sanmış ancak sığındığı yer mezarı olacakmış; sonradan anlamış.

4 Mart 2013 Pazartesi

Oksijenini Topraktan Alan İnsanlar

Ezgi DEMİR
Toprağın geçmişi insanlık tarihinden de önceye dayanmaktadır. İlk insanın ismini İbranice karşılığı “ADAM”ın İbranice 'ADAMA' toprak kelimesinden türetildiği ve bir çok inanışa göre de insanın topraktan yaratıldığı düşünülürse, toprak insanın hayatında sandığından daha önemli bir yer kaplamaktadır. Peki insan toprağın önemini ilk ne zaman keşfetmiştir? Avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik hayata geçtikten sonra mı? İnsanın tabiatını düşündüğümüzde kendisine fayda sağlamayacak işine yaramayacak bir şeye gözü kapalı olan insanın toprağı sahiplenip kendini ona adaması yerleşik hayatla başlamıştır diyebiliriz. İnsan o günden sonra topraktan ayrılamaz olmuş bir çok alanda kendini toprağa göre planlamak zorunda kalmış hatta toprak sayesinde bir çok medeniyetsel gelişime de imza atmıştır. Mısırlıların ilk güneş takvimini bulma nedeni, Nil Nehri’nin taşkınlarının ön görülüp verimli arazinin kontrollü sulanma isteğidir. Daha sonraki medeniyetler de toprağın işlenmesi ve tarımsal üretimin devamlılığı için birçok politika uygulamıştır. Bu tarımsal üretime geçiş arkasından ticareti getirdi ve ticaretin gelişimi ile üretime, üretecek insana, toprağa ve en önemlisi bu üretilenlerin satılacağı daha çok pazara ihtiyaç duyuldu. Ülkelerarası ticari rekabet ve sömürü başladı.

2 Mart 2013 Cumartesi

Ölüleri Gömün

Kadriye AYDIN
*“ÖLÜLERİ GÖMÜN”
                                      İşte savaşa giden yoldur bu.

Uyuşturulmuş topluluklar, yaşamları boyunca onlara öğretilen değerler ile yaşamlarını devam ettirirken, kendilerini belirli sınırlar içine hapsederler. İnsanları, tek tipleştiren, belli bir düzene uymalarını öğütleyen ve hatta bunu (insanların) kendi rızaları ile yapmalarını sağlayan “sistem” nasıl bu kadar güçlü bir etkiye sahip insan zihninde?

Elbette burada, bu konunun psikolojik yönüne ele almayacağım. Benim ilgilendiğim ve aktarmaya çalışacağım taraf daha çok iktidar ve ideoloji-din merkezli olacak. Belki biraz da, dünya üzerinde yaşanan ve aslında insan hayatına tamamen olumsuz anılar bırakan olayların nasıl çarpıtıldığı, bizlere medya aracılığı ile nasıl bambaşka bir noktadan aktarıldığı hakkında birkaç cümle.

27 Şubat 2013 Çarşamba

Soyutlama: Şeytanın Saati


Fernando Pessoa‘yı, edebiyatın kendine özgü kişilik oluşturabilmiş yazarları arasında görebiliriz. Pessoa 1935 yılındaki ölümünden sonra sandığından çıkan binlerce sayfanın yayımlanması ile tanınmaya başlamış bir yazardır. Onun gizemi ve satırlarındaki farklılığın anlaşılması ise bu süreçten sonra çokta geç olmadı. Mistisizm, Simya gibi takıntı derecesinde önem verdiği konular onun tüm hayatını kaplamaya yetmişti. Binlerce sayfa dolusu bir sandık ise onun tüm hayalinin somut hali idi. 

Yüzyıllardır konu edilen kavramlar üzerinden Şeytanın Saati adlı kitapta Fernando Pessoa gibi düşsel ve bu düşü sır ile ve derinlik ile harmanlayarak ileten bir yazara bakmaya çalışmak güçlükle karşılaşılacağı riskini bizler içinde taşımışsa da bir yapıtta özgürce aradığın anlamları bulabilmek, varacağın yerin güzergahını kendin belirleyerek kağıda dökmek ve tüm bunları Pessoa‘nın derinliğinde ayrı bir keyif ile gerçekleştirmek tadına karşılık, kuşkusuz bu durum bizler için kendini soyutlama çalışmalarının eşsiz zevkine bırakmakta gecikmedi. 

Bizler için verdiği keyfi tüm okuyucuların da alması dileğiyle...